AYLA ÇEKİÇ
Görüntülenme: 2398

AYLA ÇEKİÇ

ANTALYA MEDYASININ KADIN PATRONU

Röportajı Yapan: Feyza Özmen, Senem Yıldırım
Yer: Ayla Çekiç´in Ofisi
Tarih: 08.12.2015

Galeri

Söyleşi


Antalya’da yayıncılık denildiğinde ilk akla gelen isim olan, bünyesinde Hürses Gazetesi, Antalya Life, Antalya High Life, www.haberantalya.com Habertürk Akdeniz ve Cen Ajansı barındıran AB Medya Grup Pazarlama ve Yayıncılık Yönetim Kurulu Başkanı Ayla Çekiç’le sohbet ettik. Antalya’ya ilkleri yaşatan Çekiç’le Antalya’da iş kadını olmanın farkındalıklarını konuştuk.

Bir koltukta kaç karpuz taşıyorsunuz? İş kadınısınız ayrıca köşe yazarlığı, gazete imtiyaz sahipliği, reklamcılık, yayıncılık  ilk aklımıza gelenler…
Antalya’nın en büyük medya kuruluşuyuz. AB Medya olarak; Hürses Gazetesi, Antalya Life Dergisi, Antalya High Life Dergisi, Antalya’nın ilk haber sitesi www.haberantalya.com, ulusal da Haber Türk ve Akşam gazetelerinin Akdeniz Temsilciliği, CEN Ajans ile medyanın her alanında faaliyet gösteren grup şirketiyiz. Her zaman elimdeki değerlerin farkına vararak hareket ettim. Benim için en önemli değer zaman. Doğru zamanı planlayıp yaşıyorum, hepsine yetişiyorum. Hayatın içinde, mücadeleden vazgeçmeden ayakta durduğunuzda çok sayıda işi başarıyla yürütebilirsiniz.
Bir de hayatta en güzel duygu, “ben yaptım” demekmiş. Kendinize güvenmek ne iş yaparsanız yapın, çok önemli.

30 yıldır kentin içinde yaklaşık 20 yıldır da basın sektörünün içinde olan, tanınır birisiniz. Sizi tanımayanlar için Ayla Çekiç’i nasıl anlatırsınız?
Çalışmadan hiçbir şeyin kazanılmayacağını düşünenlerdenim. Yaşamım boyunca hiçbir şey önüme hazır olarak gelmedi. Yapamazsın denildiği noktada nasıl yaptığımı çalışarak gösterdim. Tırnaklarımı kıra kıra değil tırnaklarımı kanatarak bugünlere geldim. Bugün itibariyle baktığınızda Antalya’nın en kapsamlı medya kuruluşuyuz. AB Medya olarak Yerel TV, Radyo ve Haber sitesi ile başlayan yayıncılığımız 90 ‘lı yılların sonlarında Antalya Life Dergisi ve Antalya High Life Dergisi ile zenginleşti. Son 4 yıldır ulusal bazda Haber Türk ve Akşam Akdeniz Gazetesi Akdeniz temsilciliklerinin yanı sıra günlük yerel gazetemiz Hürses’te bünyemize katıldı.
 
Başarınızın sırrı nedir?
Hedef belirlemek, hedeflerimizin doğrultusunda çalışmak, çalışmak ve daha çok çalışmak. Bir de basın sektörü ekip işidir. Kurumsallaşmadan bunu başarmanız çok zor. Zamanımız teknoloji çağı. Teknolojiyle birlikte yönetim anlayışları da hızla değişiyor. Günümüz Türkiye’sinde kişiler ancak kurumlara katkı sağlar. Kurumu ayakta tutamaz. Bu nedenle sistem oluşmasında kurumsallaşmaya önem veriyorum. Yönetimimde olan her kurumu kendi içinde kurumsallaşması noktasında çok fazla mesai harcıyorum. Ekibim bana, ben ekibime güvenirim. Profesyonellerle çalışmak ilk tercihim. Profesyonellerimizle birlikte de bir okul gibi sektörümüze iş gücü yetiştiriyoruz. Yarınlarda emek verdiğiniz bir gazetecinin başarılı bir yerde olduğunu görmek bendenizi gururlandırıyor. Antalya’nın adı, Antalyalının adı her yerde duyulsun istiyorum. Tabii ki bu da, kent bilinci ile olur. Gazetecilik ve yayıncılık kent bilincinin oluşmasında önemli etken oynar. Tüm yayınlarımda hep şu bilinçle ilerledim; “Önce Antalya” dedim. Antalya’da taş üstüne taş koydurup, kentlinin daha iyi hizmetler alması için, çalıştım ve çalışanı destekledim. Her zaman bir yanlış varsa ‘dur’ diyen ses olma tercihiyle para için değil doğrular için savaştım.

Bu mücadelenizde Antalyalılar size gereken desteği verdi mi?
Dikkate almama ve alınmama refleksi bu kentte çok gelişmiş. Yerel basınına sahip çıkmayanlar, yarın görmezden geldiğine ihtiyaç duyacaklar. Yanlışa yanlış diyen yok. Bu Antalya’ya saygısızlıktır. Bu kentte önce yaşayanların sonra seçilmiş ve atanmışların olmak üzere herkesin elini taşın altına koymasını sabırla bekliyorum. Ben Ayla Çekiç olarak elimi değil, kafamı Antalya için koydum. Bu kenti çok iyi tanıyorum. Destek verir ya da vermezler ben doğru bildiğimden şaşmadan farkındalık yaratabiliyorsam, Antalya’nın değerini hissettiriyorsam başarmışım demektir.

30 yıllık kent hayatı, cemiyetler, ajans sahipliği ve birçok başarıyı elinizde tutarken etrafınıza baktığınızda hiç düşmanınız var mı?
Bu sorunuza karşılık size bir hikâye anlatacağım. Adamın biri ben tavlada hiç kaybetmedim ki deyip, dururmuş. Tavla turnuvalarında da bu söylediğini sürekli tekrarlayınca, sormuşlar: Nasıl başardım hiç kaybetmemeyi?
Adamın yanıtı: Hiç tavla oynamadım ki..!
Eğer hiçbir şey yapmazsanız kaybetmezsiniz. Tıpkı tavlada hiç yenilmeyen adam gibi…
Ben çok işler yaptım. Tabii ki bu süreçte, zamanla yarışırken incittiklerim olmuştur. Ya da sadece siz başarılısınız diye sizi rakip gören düşmanlarınız olmuştur. Büyük olmak kolaydır önemli olan büyük olarak kalmaktır.
 
Çok iddialı köşe yazılarınız var. Manşet haberlerinizde kamuoyunda yankı uyandırıyor. Korkmuyor musunuz?
Korktuğunuz zaman hiçbir işinizde başarılı olamazsınız. Korkuya kapıldığınızda hata yaparsınız. Gazetecilik hata kaldırmaz. Cesur kaleminiz olmadıkça da gazeteci olamazsınız. Köşe yazılarımı okuyucularımla konuşur gibi yazıyorum. Manşet haberlerimiz de ise, çalışmamız tamamen ekibimle birlikte yapıyorum. İğneyle kuyu kazıyoruz. Sabırlı olup araştırmamızın sonucu konunun uzman kişilerine soruyoruz. Haberimizin dört ayağı sağlam bastığında, belgeleriyle birlikte kamuoyuyla paylaşıyoruz. Bu aşamadan sonra devreye kamu vicdanı giriyor. Yetkililer de belgeli özel haberciliğimizle elleri daha güçlü olarak soruna çözüm üretiyor. Bu durumda kim kazanıyor? Antalya. Yeni projeler üretiyoruz. Yayınlarımız masa başında değil, halkın içinde üretiliyor. İnsana dokunmasanız, okuyucunuz sizi karşısında görmezse değer vermez. Değer görmek istiyorsanız, değer vermek zorundasınız.

Bir taraftan eş ve annesiniz. Bu kadar yayın, hizmetler, köşe yazarlığı derken kendinize zaman ayırabiliyor musunuz?
Ben çalışırken kendime zaman ayırmış oluyorum. Çalışmaktan müthiş keyif alıyorum. Herkes çalışırken yorulur ama ben inanın dinleniyorum. Bu konuda da ailemden tam destek alıyorum. Bu da en büyük mutluluğum.

En büyük duanız nedir?
Sağlıklı olmak, doğru zamanda, doğru mekânda, doğru insanla karşılaşmak ve doğru sözü söylemek.

Aslen Ankaralı olduğunuzu biliyoruz. Ankara ile Antalya’da yaşamak arasında ne gibi farklar var?
Ben Antalyalıyım…
Ankara’da büyüyüp, yetiştiğimiz için orası kural kentidir. Yani orada ast üst ilişkilerine, hiyerarşiye, adabı muaşerete çok dikkat edilir. Yani kimsenin daha zengin olması onu sizden üstün anlamına getirmez. Aynı anda bir profesörle yeni bir stajyerin duyduğu saygınlık çerçevesinde yürür ilişkiler. Bu alışkanlık yüzünden bu şehirde biraz sıkıntı yaşadım. Niye yaşadım bu şehrin şu anki halinden bahsetmiyorum, kaldı ki şuan da aynı vaziyette zarf ve mazruf arasındaki analizi yapma ile ilgili bir gayret söz konusu değil. Dolayısıyla dile getirdiğim konuyu 8 yıldır yaşamıyorum. Benim için kral olmuş, kapıcı olmuş vasıflı, vasıfsız olması bir insanı sevmem için, yaklaşım göstermem için herhangi bir vasfı olması, kriteri olması söz konusu değil. Çünkü saygım çok az, yani o kadar kolay ki bir takım hadiseler bu şehirde çünkü takibi yok şuan da sizin canınızı yakabiliyorlar. Ama 3 ay ortadan yok olun, sizi unutup başkasına bakabiliyorlar.
Bu kente gelenleri Antalyalılaştıramadık, aidiyet duygusunu verip yaşadığı kente sahip çıkma hissini oluşturmamız gerekiyor. İş adamlarını ticaret yapan insanların bankalarla olan ilişkilerine eskiden 3 yıllık bilançoya bakarlardı. Çünkü 3 yıllık bilançonuzun iyi olması gerekir. Dolayısıyla şimdi fark etmez. Bakmıyorlar sadece moralitiye bakıyorlar, ilişkiye bakıyorlar, zarfa bakıyorlar, görüntüye bakıyorlar. Buna göre de siz, 30 yıldır uğraşırken, gayrimenkulünüzü ipotek gösterip, kredi almak için bilançonuzun şartlarını düzgün yapmanıza rağmen oradaki vasfı yeterli olmayan birisi tarafından hayatınız alt üst edebilecek noktasında muhatap olurken ahbap, çavuş ilişkilerini sizinle aynı seviyeye getirilebiliyorlar. Bu nedenle bahsettiğim şey sadece kadın ilişkileri anlamında değil bir iş insanı başına gelebilecek her şeyle ben de karşılaştım.

Erkek olsaydınız?
Ben hiç erkek olmayı arzu etmedim. Bana karşı söylenen, bunu iltifat gibi söylerler “delikanlı kızdır, merttir” bu söz bana iltifattan öte bir şeydir. Çünkü ben kadın gibi bir kadınım, insan gibi de bir insanım. Ayrımcılık konusunda son derece rahatsızlık yaşamış bir insanım. Tam tersi ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamadım durumundayım. Evrensel bir bakış açım olmasına rağmen her zaman ötekileştirilmiş ya da rahatsızlık yaratmışımdır. Karakteristik olarak bakarsanız siyah, beyaz bir yaşam biçimim var. Bir takım ön yargılarımın olduğunu şimdi yaş olgunlaşınca fark ediyorum. Çünkü ya severim, ya sevmem. Sevdiği zaman koşulsuz sorgulamam, sevmediğim zaman da sevebilme ihtimalimi düşünmeden set geçerim. Yakınlarıma, dostlarıma zarar veren veya üzen insanları tanımadan karşıma alırım. Bu özeliğiniz çok spesifik olarak bilindiği zaman kullanılır hale geliyor. Tabi bunun kullanıldığı çok geç fark ettim yaş 30 yılımı geçirdikten sonra fark etmiş olmak biraz saflık penceresine sokulabiliyor.
 
Antalya’nın en çok neyini sevdiniz?
Bir kere doğasını seviyorum. Tabi Ankara biliyorsunuz soğuk ve bozkır şehri. Denizini sevdim bu sene ayağımı sürmedim diyebilirim denize. Derinliğini seviyorum denizin, yüzme anlamında değil. O maviliğin içliğini seviyorum denizin. Çünkü çocukluğumuz Ankara’da siyah önlük beyaz yaka takardık. Sabah tertemiz takardık akşam döndüğümüzde is içinde olurdu. O dönem kömür yakıldığı için hava kirliliği tabi bahsettiğim tarihler de 80’li yıllar. Dolaysıyla buranın temiz havası beni cezp etti. Sonra çok kompakt bir şehirdi. İstediğiniz yere istediğiniz zaman diliminde ulaşabiliyordunuz, dolaysıyla trafiği yoktu. Yoktu diyorum şimdi bu saydıklarımın hepsi var Antalya da…
 
Bu şehirde istediğim yaşam biçimini, istediğim gibi dizayn edebiliyordum. Bu aile veya toplumsal özgürlükten bahsetmiyorum. Üstünüze baskı yapılıp da o baskının özgürlüğünden bahsetmiyorum ben. Bu şehri özgür bir şehir olarak bulduğum için çok sevdim. Bir zorluğum şuydu: bu şehirde doğmadığım için yeni ilişkiler kurmak zorunda kalıyorsunuz. Medya sektörü benim bildiğim bir şey değildi. Eşim ‘sen anlamazsın’ dediğinde, inat üzerine bu işi yaptım. Hakikaten o dönemler Antalya çok bakir. Kurumsal yapı olarak medya sektöründe Doğan Grubu var. Gazete ilanı vermek isteyene “Efendim hedef kitleniz ne, bütçeniz ne?” diye soruyorum. “Kardeşim ne yapacaksın hedef kitlesini, bana Hürriyet'te tam sayfa reklamın rakamını sor” deyince olmadı. Bana uymadığını fark ettim. Tabela olarak Cen Ajansa ve benim muhatap olmayacağım müşteri kitlesini devam ettirirken, davulun da, tokmağın da kendimde olması için Antalya Life Dergisi’ni hayata geçirdim. Yıl 1999’du.
 
Bu sebepten dolayı mı dergi çıkardınız? 
Evet, bu sebepten, çok sinirlendim. Geliyor bana “Ne yapacaksınız hedef kitlemi? Kaç para çeyrek sayfa?” diye konuşulunca, ne demek kaç para kardeşim sen bu ilanı neden çıkarıyorsun, amacın ne v.s.
 
Dolayısıyla dedim ki; kendim bir yayın oluşturayım. O yayın da benim misyonumda ve vizyonumda olsun. Sağ olsun Antalya ve okurlarım beni ve yayınımı kabul etti. Antalya Life Dergisi’nin ilk sayısında ayın konuğu Rixos’un sahibi  Fettah Tamince’ydi. O yıldaki röportajdan unutmadığım bir nokta var. Yani o dönem Antalya’nın sadece 90’lı yıllarda turist sayısı belli Avrupa pazarımız var. “Dubai’de Cartier’in bütçesi 2.5 milyar dolar; yalnız bir firmanın bütçesi buysa Antalya’nın neden olmasın” demişti. Ve o gün Antalya ve kendi firması adına çizdiği resmi Fettah Tamince gerçekleştirdi. Reklam ajansı olarak da Rixos ve Sembol İnşaat’ın doğumunda bulunmak ve bugün bu grubun kat ettiği yol ve başarı gurur verici. Deneyim anlamında da benim için önemli bir olgu.
 
Ne yapacağımı söyleyen kurumsal bakış acısına sahip az firma olması ve ne yapacağını bilmeyen müşteri ile çalışmam mümkün değil benim. Çünkü ben deneyimi başkalarının paralarını harcayarak edinmişken tecrübemden faydalanan müşterilerle çalışmayı sürdürdüm Ajans olarak AB Medya ile yayıncılığa girdim. .
 
Ajans olarak da adınızdan sıkça söz ettiriyorsunuz. Ajans olarak verdiğiniz hizmetler neler?
Tam hizmet ajansıyım. Prodüksiyon, tasarım yapıyoruz, kurumsal kimlik oluşturuyoruz. 1996 yılında Antalya’da sadece otomotiv sektöründe plazalar, ATAV, rahmetli Hüseyin Çalık’ın sahibi olduğu tekstil firması, bir tane kolej var. Baktığınızda geriye sadece oteller kalıyordu. Otellerin birçoğu yeni açıldığı için tur operatörü ile çalışıyor, Reklamla ihtiyaçları yok. Baktığınızda benim firmamın sektörel anlamda maliyeti karşılayabileceğim müşteri yoktu, hala var mı derseniz yok zira Antalya’daki firmalar pazarlama hususunda tembel yolu seçtiklerinden bizim gibi Ajansları kullanma nedenini algılamış değiller, Antalya’da.
 
Dergi yayınlarına başladığınızda ilk zamanlar nasıl geri dönüşler aldınız?
Çok güzel geri dönüşler aldım. Zira 1998 de Sabah Gazetesi’nin Akdeniz ekini yaptığım için okuyucuya ulaşmanın temas etmeyi deneyimlemiştim. Bana kapılarını açtılar. Yani röportaja geldiklerinde onları rencide edecek hiçbir şeyin olmayacağını inandılar, güven duygusu yarattım. Aynı zamanda bir manifestom vardır. Dergimin arka kapağında mutlaka onu yayımlarım: Her zaman doğrulara önem verdiğime, doğrulayıp araştırmadığım hiçbir şeyi yayınlamayacağıma söz verdiğim bir manifestodur. Çünkü 86 ve 92 yıllında iki yanlış haberden dolayı kötü deneyimim var. Bu nedenle yayınlarımda kendim için yapılmamasını istediğim hiçbir şeyi başkasına yapmam, yaptırmam. Yani insanın eline fotoğraf makinesini alıp, hele bu günümüz sosyal medyanın bu kadar yaygın olduğu biri zamanda insanın hayatını değiştirecek bir şey var elinizde, bu konuda hassasiyetim Antalya’da yaşananlar için keşfedilmiş bir özetti ki iki yayınımı da Antalya bağrına bastı kabul etti. Hali hazırda bu gün Habertürk Akdeniz’i hazırlıyorum. Ulusal bir markanın temsilini yapma sorumluluğundayım. Bir tane de yerel gazeteyi Antalya’yı yeni Asır tadında bir gazete düşünüyorum bu şehrin dinamiklerini, yaşayanlarının sorunlarına dikkat çekecek, mağdurların sesi olabilecek yani kendilerini ifade edebilecekleri bir platform olabileceği için bunu yapıyorum.
 
Medyada kadının temsili konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bu şehirde ben 30 yıldır ticari faaliyet gösteren birisiyim. Önce bir iş kadınıyım. Fakat terzi kendi söküğünü dikemez diye bir laf vardır biliyorsunuz. Benim işim imaj, kurumsal kimlik, vizyonu ve misyonu belirleyen hedeflere doğru ulaşmakta platform sağlayan bir iş; yani benim yaptığım iş hukuk müşavirliği, mali müşavirlik ve iletişim müşavirliğidir.
 
Bu gün hayattaki en önemli unsurlardan bir tanesi iletişimdir. İyi iletişim kuramazsanız, kendinizi iyi ifade edemezseniz, istediğiniz kadar iyi bir tüccar olun bunu dışarıya gereğince yansıtamazsanız. Hiç vasfınız yokken olanaklarınız sınırsızmış gibi gösterilebilen bir kentte yaşıyoruz.
 
Kadının yeri olarak bakarsanız medyada cinsiyet ayrımı yapmadan önce gazeteciliğin, haberciliğin ne kadar sorumluluk isteyen bir meslek ve bir iş olduğunu da anlatmak istiyorum. Öncellikle problem bu ama maalesef ülkenin genelindeki medya sektöründeki yaşayan insanlarla birlikte Antalya’da da bu sorun yaşanıyor. Bir kere bu meslekteki insanlara bakış açısının kalitesinin yükseltilmesi gerekiyor. Yani özellikle yerel basın noktasında bunu çok gördüm. Ya tehditkâr bir tavır içerisinde algılanıyor ya da “ver cebine 3 kuruş sussun” gibi tavırlar takınılıyor.
 
Bu benim sahip olduğum günlük gazete 16 sayfa yayınlanıyor. Yerel bir gazete olmasına karşın, Hürses Gazetesi’nde yazılan tek satır yeri geliyor Ankara’da, yeri geliyor İstanbul’da ses getiriyor. Hürses Gazetesi sayesinde Antalya’da birçok sorunun çözülmesinde ya da yatırımın gelmesinde vesile olduk. Bu gerçeği ise kimse görmek istemiyor. Hürses Gazetesi’nin itibarı ve güvenilirliği haberlerimizin geri dönüşümüyle oluyor. Bu gün ben Hürses Gazetesi’nde yerel bir gazete olarak şehrin tüm dinamiklerinden kamuoyuna haberdar ediyorum. Okumak istiyorsa ulusal gazetenin ekleri ya da insert gibi dağıtılan bir takım kısıtlı sayıda sayfalar yerine Antalya’nın kendi şehrinin, kendi gazetesini okuması gerektiğini düşünüyorum. Ulusal basından Antalya’yı takip edemezsiniz. Ancak Antalya’da hedefim bir Ulasal gazetenin yanında yerel gazete okumaktır. Bakın başka şehirlerde bu örnek çok fazladır. BU da yine kent bilincinin gelişmesiyle ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla yerel medyanın güçlenmesi için şimdiki yeni hedefim Antalya’mızın aidiyet duygusunun az yaşandığı bu kozmopolit şehrin aidiyet duygusunun hissettirebilecek yere bir gazetenin ön plana çıkarmaktır.
 
Sizin çalıştığınız alanda kadın çalışan sayısı geçmişten bu güne artış gösteriyor mu?
Ben oldum olası hep kadınlarla daha fazla çalışırım, kadınlar kadınlarla çalışmayı pek sevmez ama. Benim makûs talihim; kadınların yerine duygudaşlık yaptığım için bir kadının hem çalışıp, hem de anne olmanın ne zor olduğu bildiğim için kadınların çalışmasını tercih ediyorum. Ben ATSO’da kadın görmüyorum var mı? Bence kadın kolları diye bir kolun olması kadar abes bir durum da yok. ATSO’dan bahsediyorum. Ama kadın kolları diye bir ayrım var, çünkü azınlık ve zayıf vaziyetteler. Cinsiyet ayrımcılığını ilk biz yapıyoruz. Ne siyasi partilerde, ne de sivil toplum örgütlerinde kadın kolları diye ayrım yapılmamalıdır. Hayatın içinde erkeklerle kadınlar nasıl bir ise, her alanda da kadın ve erkeğin ayrıştırılmadan birlikte çalışmalı, yönetmelidir.  .
 
Neden acaba?
Bilemem ki, kadın müzesi olduğunuz için dikkatinizi çektim sanırım.  İş kadını olarak birilerinin dikkatini çekememişim ki SİAD’lara davet edilmedim. Bunu konusunca diyorlar ki “davet etmiyoruz, öneriliyorsun ya da kendin başvuruyorsun”. Ben, tamamen iş adamlarının olduğu bir dernekte 30 yıldır varlığını koruyan bir iş kadını olarak nasıl olur da kendi kendime çağrıda bulanabilirim. Nasıl derim ki, “beni de üye yapın” diye. Davet edilmem gerekmez mi? Ortada bir başarı varsa, bu başarıyı kendi içinize dâhil etmek istemez misiniz? Kadın olmuş, erkek olmuş ne fark eder? Hizmet var mı? Başarı var mı? Yaşadığın kente katkı veriyor musun? Bu soruların cevabını olumlu verenler davet edilmelidir.
 
Yani kadın emeği bir şekilde görünmez oluyor?
Bilmiyorum. Bu tür yanlış bakış açıları nedeniyle iş kadınları derneği de kuruluyor. Ayrıştır, ayrıştır nereye kadar bölüneceğiz. Kadın dernekleri de birlikte içinde hareket etmezse erkeğin gölgesinden kurtulamaz. Bu nedenle zinhar reddediyorum; o zaman gün yapalım yani. Bana göre en bu şehrin en büyük STK’sı ATSO, ben de ATSO’ya en eskisi 20 yıllık 5 şirketimle üyeyim. Yani ATSO’nun içerisinde üyeysem, aktif olarak çalışıp çalışmamakla ilgili bir sıkıntım yok. Ama ben SİYAD diye, iş kadınları diye v.s. gibi içinde başına kadın konulan kısımla ilgili o ayrım beni rencide ediyor. Şahsım adına söylüyorum. Kadın Müzesi diye sizin projenizin kadına katkı sağlayacağı için sıcak bakıyorum. Ama STK’larla ilgili bu ayrım beni açıkça rahatsız ediyor
Ben bu şehirdeyken, 1985’den beri herhalde 6 Vali, 8 Emniyet Müdürü, çok sayıda da Belediye Başkanı değişmiş. A’dan Z’ye ansiklopedi gibiyim. Bu şehre hizmet verenlerin, bu şehre emek verenlerin unutulması beni çok rahatsız ediyor. Üstüne basarak söylüyorum bu şehre emek vermiş, bu şehre bir çok yenilik getirmiş olan Hüseyin Çalık’ı asla unutmam. Rahmetli Yaşar Sabutay’ı asla unutmayacağım. O’nun, o beyefendiliğini, duruşunu Pamphylia Turizm’in sahibinin asla unutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Dün bu insanlar vizyon ve misyonlarıyla bu şehre katkı sağladılar. Bugün ise, bu pek çok vasıfsız insan bir takım makamları işgal ediyorlar; misyonu yok, vizyonu yok. Onlar bile unutulurken burada cinsiyet ayrımı yapmanın anlamı yok.
 
Bir kere bu şehrin gerçekten bir sorunu var. Kent belleği yok, kent bilinci yok, bu beni çok üzüyor. Ne şanslıyız ki Menderes Türel bu şehrin insanı, bu şehirde yaşamış, bu şehrin dinamiklerini iyi algılayan, bilen bir belediye başkanı. Bu şehre göçle gelip de şehrimizi sömürerek giden bir kitle varken. Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Antalya’nın içinden olması ve Antalya sevdalısı olması, bir Antalya sevdalısı olarak beni de ilgilendiriyor ve Antalya’nın şansı diyorum.
 
Bugüne dek yapılmadı ama bu kurum, geçmişte bu şehre hizmet verenleri dile getirebilir. Bu şehirde farkındalık yaratabilir. Bu şehrin aidiyet duygusuna sahip olan insanlarını belirleyebilir. Çünkü bu şehrin aidiyeti yok. Teşvik Kanunu ile güzelim sahillere oteller yapılıyor. Bu gün Rus krizi yaşandığında en fazla oteli kapatanlar, zaten çoktan yatırımın karşılığını almış olanlardır. Bu şehrin kaygısını yaşayacak insanlar değil. Biz ise, bu şehrin kaygısını yaşıyoruz hala. Dün de yaşıyorduk. İki gündür yayın yapıyorum; bu gün Turizm Bakanı buraya geldiğinde turizmcilerle görüşürken Menderes Bey’i burada görmemek beni aslında hayretler içinde bıraktı. Menderes Bey sorunların kaynağını bilen, en önemli insanlardan biri. Yerelleşme anlamında sıkıntı yaşıyoruz. Bu şehir “dünya şehri”, “turizm başkenti” ama birçok insanı buraya biz kabul ediyoruz. Altyapı, trafiği, istihdamı, göçü, her türlü milletten insanla yaşam. Bu aidiyet duygusu önemli, şehirde ne olmuş adamın umurunda değil, çünkü adam buralılaşmamış.
 
Antalya’da farklı yapıdan gelen kadınlar var?
Aslına bakarsanız bu konuda bir dünya yarattım. Bunun içine birçok insan girip çıkıyor. Dergim 16 yaşında. Derginin içerisindeki figürler değişmiyor. Bu öyle enteresan bir duygu ki..! Bizim türdeki yayınların rakipleri olmuştur. Çünkü instagramda resmini yayınlayıp, hayatını açıyor. Facebook ve Twitter’da özel hayatların ifşa edildiği kontrolsüz bir ortam var. Ben işimde her şeyi kontrol etmek zorundayım, çünkü biliyorsun özel hayatı koruma yasası var. Sokakta yürürken sizin fotoğrafınızı çektiğimde sizi kötü göstermek için değil, sizi hoş göstermek ve gündeme taşımak için. Oysa biliyorsunuz kontrolsüz bir sosyal medya ortamı var, o açından bakarsanız oradaki kadın figürünü soruyorsanız. Antalya o konuda yetersiz; dizaynırlaradan giyiniyorsunuz ama o giyindiğinizi gösterme yeri kısıtlı. Ona rağmen 16 yıldır ulusal yayınlar kalitesinde yayınların sahibiyim, okuyucularımın katkılarıyla…
 
Kadınlar için ne yapılırsa, “işte gerekli olan şey buydu” dersiniz?
Israrla söylüyorum ben başına kadın konulan ayrımdan hoşlanmıyorum. Tema anlamında projenizin kadın olması beni rahatsız etmiyor. Olması gereken kadın sığınma evi diyebilirim, kadına şiddet diye bir türlü çözemediğimiz bir konu var. Kadına şiddet olduğu kadar erkeğe de şiddet olduğunu düşünüyorum. Kadına şiddetle ilgili Antalya'daki sorunun ulaşılabilir hale geldiğini çok hissetmiyorum. Ama bu konuyla ilgili Antalya’da Valiliğin, Emniyet Müdürlüğü’nün iyi çalıştığını düşünüyorum. Kadına görünmeyen şiddet var.
 
 
Kadınlar, daha fazla yalnızlaştırma, görünmeyen şiddet gibi şeylere daha fazla maruz kaldıkları halde neden inatla bunu inkâr ediyorlar? Bazı kadınlar ise, ‘hayır ben hiçbir zorluk yaşamadım’ diyorlar?
İş hayatımda ben yaşadım bunu neden inkâr edeyim ki. Şu anda hala yaşıyorum. Yani beni tehlikeli boyutta görüyorlar. İşimi iyi yapıyorum, disiplinimden taviz vermiyorum ve başarılıyım. Bir bakıyorsun çoğu erkeğin yapamadığını yapmışım. Bu durumda ne oluyor? “Antalya’nın yüzde 50’si seni sevmiyor, senden korkuyor” diye konuşuyorlar. Bunu yüzüme karşı söylediklerinde de aldıkları cevap karşısında bile insanları şaşırtıyorum.
 
Ne diyorsunuz peki?
İstatistik olarak bakarsan yarısı beni sevmiyor yarsı da beni sevmeyenleri  sevmiyor diyorum. Yani neticede kendimi tarafsız görüyorum. Dolayısıyla bu görünmeyen şiddetle ilgili ne yapılır dersen ben daha fazla kadın temsilcisi olması gerektiğini düşünüyorum. Maalesef şöyle bir sıkıntı var kadının düşmanı kadın. Mesela ben bir makamdaysam kadın olanlara ayrımcılık pozitif ayrımcılık yapıyorum. Ve bunu yaptığımı inkâr etmiyorum. Ama pek çok kadının da bunu yapmadığını da biliyorum.
 
Bu sektörde çalışan kadın sayısı arttırmak için ne yapılabilir, bu konuda fikriniz var mı? 
Bir örnekle anlatmam gerekirse, sizin bu projenize Menderes Bey kadın, gençler ve çocuklar için önem veriyor. Örnek veriyorum bu nasıl güzel bir şanstır yani burada önemli olan, bu projenin kadınla ilgili olması. Ebru Hanım’ın da bu konuya sıcak baktığını biliyorum. Dolaysıyla bu pozitif ayrımcılığı buralarda yaşıyoruz diye hissediyorum. Bence sorunun bizlerden kaynaklandığını düşünüyorum. Biz yeteri kadar bu platformda olması gerektiği gibi olmayı arzu etmiyoruz. Bu gün Antalya’nın kadın milletvekili sayısına bir bakın tarihinde çok az kadın milletvekili var. Bir daha eklendi, şimdi Senanur Hanım’la 2 kadın milletvekilimiz var. Yani bu bizim için avantaj yani bu gün ‘alo’ dediğimizde 2 hanımefendi de bu konu ile ilgili hak etiğimiz pozitif ayrımcılığı gösterebilecek kadar bizim hayatımızda varlık gösteriyorlar.
 
Kadın kotası konusunda ne düşünüyorsunuz, şu hiç uygulanmayan kadın kotası?
Biz hep 40 kotası uygulansın istiyoruz. Köşe yazılarımda kadın kotasının en az yüzde 40 yapılmasını istiyorum. Bunu bütün varlığımla sürdürüyorum.
 
Bunun önündeki engel nedir sizce, neden uygulanmıyor?
Engel mi bilmiyorum. Ben size örnek veriyim. Yine Antalya uzağa gitmeyeceğim. Bu gün CHP’de Figen Çalıkuşu Hanımefendi uzun zamandır bir türlü 7. sıradan 6. sıraya çekilmedi. Yani ilk 6’da asla olmadı. MHP’de derseniz zaten nerede ise, hiç kadın yok. Geçtiğimiz dönemde yine bir kadın milletvekili vardı, Doktor bir hanımefendi. Yani kotayı bir yana bırakın, bir talibin bile önü açılmıyor. Ticaret Sanayi Odası’na bakın meclisinde kadın var mı?
 
Kaç yaşında evlendiniz?
28 yaşında evlendim.
 
Zorluklarla muhatap olurken eşiniz size destek oldu mu?
Ben 28 yaşımda, âşık olup evlendim. En büyük şansım eşim. Ben hep 2. insan olmayı tercih ederim. Çünkü liderlik yapma gibi bir arzum, isteğim olmadı. Benim karakterimde birini ikinci insan olarak çalıştırma kapasitesine uygun kimse yoktu. O nedenle benim eşim hem hayat arkadaşım, hem de ortağım oldu. Bu nedenle baktığında onu kafamda patron olarak kodladığım için kendimi de ikinci olarak gördüğüm için çok rahatlıkla serbest dolaşım hakkım var. Nadirdir ki ben akşam yemek sofrasında ailemle birlikte olmayayım yani dışa dönük bir hayatım söz konusu değil. Geleneksel aile yapımız var.
 
Ben şuna inanırım; ilahi adalet denilen bir mekanizma evrende işliyor. En önemlisi çalıştığınız sürece, tembellik yapmadığınız sürece hedefinizden vazgeçmediğiniz sürece ulaşmama gibi bir durumunuz yok.
 
Antalya Kadın Müzesi’nde ne görmek istersiniz?
Ben Antalya’ya geldiğimden beri Antalya Life Dergisi’nde de özellikle ilk yıl dem vurduğum noktalardan bir tanesi Döşemealtı’nda halı ören kadınlardı. Sağ olsunlar buna sahip çıktılar. ATSO’nun kadın kolları bu konu ile ilgili biliyorsunuz. Konuya dikkat çeken ve ilk öne çıkaranlardan biriyim. Ben Antalya Kadın Müzesi’nde Antalya’ya iz bırakan kadınları görmek isterim. Yani Antalya adına mücadele eden. Kadının varlığının, bu şehirde kadına saygı duyulduğunun diğer şehirlere örnek teşkil etmesini isterim. Kadın, iş kadını olarak değil, bunu özellikle tarım odasında, ticaret odasında, sanayi odasında, belediyede ki yine söylüyorum. Büyükşehir Belediyesi’nde daire başkanlıklarına kadın ataması yapıldı. Menderes Bey farklı konularla ilgili başarılı kadınları da görevlendiriyor. Bu nedenle de Kadın Müzesi’nde Antalya’ya iz bırakan kadınları görmek isterim. Çok daha fazla geliştirebilir çok daha fazla şey yapılabilir. Antalya Tanıtım Vakfı ile beraber endeksli bir şey olduğu için Antalya adına yapılan başında kadın olması gerekmiyor. Antalya adına yapılan her şeyin orada serpilmesinin nedeni bana göre Nevzat Hocadır. Nevzat Hoca gibi değerli bir hocaya sahibiz o konularla ilgili zaten biliyorsunuz muhteşem zengin veriye sahiptir; ona göre baktığınızda dersimi çalışırım biraz açıkçası. Çok çalışmadım ama katkı koyabileceğim her şekilde yardımcı olurum. Yani burada kamuoyu oluşturmak anlamında bir farkındalık yaratılmalıdır. Hikâyemizin başında Antalya adına amaç ve hedefleri belirlemekte önemli o anlamda amaç ve hedefleriniz daha belirgin hale geldiğinde medya sektöründe bu konuda daha fazla duyuru, daha fazla tanıtım yapmayı ön görürüm. Çünkü ben bir kadınım ve kadın sivil toplum kuruluşluna ait olmaktan hoşlanmıyorum, onun yerine böyle bir projeye elimden geldiğince destek olurum.
 
AYLA ÇEKİÇ