IŞIK YARGIN
Görüntülenme: 107

IŞIK YARGIN

GİRİŞİMCİ, SOSYAL, ENERJİK
Söyleşiyi Yapan: Yeliz Gül Ege
Yer: Akra Otel
Tarih: 18.01.2017

Galeri

Söyleşi

Öncelikle kız çocuğu Işık ile başlamak istiyorum. Hangi yılda, nerede doğru Işık Yargın ve o doğduğu yıllardaki kadına bakış nasıldı? Kız çocuğu Işık’ın ailesinde kadına bakış nasıldı?
Babam bir erkek çocuğu olması hayaliyle 3. çocuğunu beklemiş. Babam ilklerin adamıydı. Köy Enstitülerinin ilk öğretmenlerindendi, annemle de orada tanışmış. İlk evlatları bir erkek çocuk, ikincisi kız, üçüncüsünü de erkek olsun istiyorlar. Babamın girişimci ruhu da vardı ve benim doğumumdan önce Ankara’ya göç ediyor, öğretmenliği bırakıyor ve ticaret hayatına başlıyor, bu üçüncü erkek evladı çok hayal ediyor. İşini onunla yapmak üzerine hayalleri var ve çok sevdiği hocası Saffet hocasının adını vermek üzere bu evladı beklemeye başlıyorlar. Abimle arada 11 yaş var. Ben Ankara’da doğdum, Güneşli bir sonbahar günü, 11 Eylül günü, evde doğumla dünyaya geliyorum. Abim; “Duvarların üzerinden atlayarak babamın iş yerine ulaştım. Kızımız oldu dediğimde, babamın sevincini hiç unutamam.” diye aktarır. Ama hep bu Saffet adı benimle birlikte yaşadı. Hiçbir zaman bana bir erkek çocuk muamelesi yapılmamakla birlikte acaba hep bilinçaltıma mı yer etti bilmiyorum ama bir Saffet yanım oldu. Babam her zaman beni iş yerine götürdü, hep onunla birlikte hayatın içerisinde oldum, 18 yaşıma geldiğimde arabamı hediye etti ve onun işine paralel hayallerle yolculuk yaptık.

Anneniz?
Annem lise mezunuydu fakat babamın kendisini kandırdığını söylerdi. Ben seni okutacağım diyerek ikna etmiş. Annem lise öğretmeni olmayı çok arzu edermiş. Annem çok iyi bir edebiyatçıydı, çok iyi şiirleri vardı, çok idealist bir kadındı.

Merak ettiğim şey, nasıldı diğer kız çocukları sizden farklı mıydı? Ankara’da durum farklı olmuş olabilir ama Anadolu’da birçok yerde kız çocuğu okutulmuyordu. Sizin aileniz eğitimli olduğu için durum farklı olmuş olabilir, sizin okumakla alakalı çok zorlandığınızı düşünmüyorum, teşvik edildiğinizi düşünüyorum. Yanılıyor muyum?
Doğru, babam da kendisini geliştirmeye çok düşkün bir adamdı. Keza annem de öyle, evimizde her zaman her yerde kitaplar vardı. Bize hep hediyeler kitaplardan olurdu. Babam Türkiye’de ilk sunta üreticilerinden ve bu ticaret hayatına başladığı zaman da kereste, kaplama ile başlayıp daha sonra üreticiliğe giden bir süreç var onun iş hayatında. İstanbul’a mal almaya giderdi ve beni de götürürdü. İlkokul beşinci sınıftan itibaren onun yol arkadaşı oldum ama hep götürdüğü yerler arasında, tüccarların yanı sıra sahaflara giderdik, kitapçılara giderdik, önerdiği kitaplar olurdu, benim hayal ettiklerimi karşılayan kitaplar olurdu. Kitaplarla çok iç içe bir yaşantımız oldu. Benim evin en küçüğü olmam ve diğer kardeşlerle aramda epey yaş farkları olması birazda olsa onları modellememe de sebep oldu. Kız kardeşim öğretmen, erkek kardeşim ise bürokrat oldu. Fakat 68 kuşağında Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğrenciydi. Ben o yıllarda ortaokula henüz başlamıştım. Bir anlamda evimizde hem siyaset hem ekonomik hayat hem sosyal hayat çok hızlı trafiklerle gelişirdi. Zira babamın Köy Enstitülerinde hocalık yaptığı dönemden de çok önemli öğrencileri vardı. Kimisi akademisyendi, kimisi önemli yazarlardı kimisi siyasetçi. Onlarla evimizde sohbetlerde buluşulurdu.

Çok güzel bir ortamda büyümüşsünüz, imrendim açıkçası. Babanız tabiri caizse sizi çanta gibi taşımış yanında. Peki babanız sizi taşırken yanında bakışlar nasıldı? Yani bir kız evladın babayla her yere girip çıkması. Babanız için bu normal ama sonuçta bir çevre var. Ya da diğer kız arkadaşlarınız sizin gibi rahat mıydı mesela?
Evet biz Ankara’nın eski bir semtinde büyüdük, Yenimahalle. Yenimahalle o zamanlar devlet eliyle kurulan, o devrin bürokratlarının yerleşik olduğu ve bazı orta gelir düzeyinin üzerindeki iş insanlarının ikamet ettiği, yeni kurulan bir ilçesi Ankara’nın. Ben orada büyüdüm. Dolayısıyla oradaki sosyal çevre benzer özellikler taşıyordu. Mahallemizde böyle bir baskı hissetmemiz mümkün değildi. Fakat babamın iş yaptığı alan, dediğim gibi kereste kaplamacılıkla başladı. Ankara’da Siteler’in kurucuları arasındadır babam. Dolayısıyla ben liseli çağlarımda oraya girdiğimde kadın yoktu. Hele ki genç bir kızın oralarda görünmesi çok zordu. Ben hep şunu anladım, sizi kim nasıl lanse ederse öyle kabul görüyorsunuz. Özellikle sizi lanse eden kişi babanızsa, böyle bir kimliği varsa ve o kimlik bulunduğu ortamda saygı görüyorsa, koşut olarak sizde saygı görüyorsunuz ve kabul ediliyorsunuz.

Doğru ama sizin giyiminiz, kuşamınız, davranışlarınız buna bir artı. Eğer aksi bir yönde olursa Işık, o zaman daha feminen, olmadınız belki, ona uygun davrandınız. Öyle düşünüyorum.
Bu bizim bildiğimiz blue jean modaydı. O modayı takip etmek. Evde 68 rüzgârından etkilenmiş olmak, parkalar giymek, botlar giymek, blue jean giymek gibi sizi biraz daha feminenlikten uzak görsellik veren bir şey vardı. Fakat şöyle de bir şey vardı ki, buna hep gönderme yaparız, annemde derdi ki, sizin babanız demokrat adam. Yani bizlerin özgürlüğümüzü önemserdi. Ne kadar protest giysiler içinde olsam da her zaman kırmızı rujum vardı. Ondan hiç vazgeçmedim. Lise sonda hafta sonları kullanmaya başladım ve her zaman tasvip edildi. O rujla her yere girip çıktım, negatif hiçbir tepki hissetmedim. Belki hissetmek istemediğiniz şeyleri hissetmiyorsunuzdur. Özelliklerim arasında iyimserlik başta yer alır.

Belki de bilinçaltına attınız, arka plana attınız.
Evet, onu bilemiyorum.

Sanki anne evet rol-model olmuş olabilir ama ben sanki babayı örnek alma gibi bir durum sezinledim.
Evet, şimdi ailede de böyle anılır hale geldi. Zira babamda girişimci ruhtaydı, tökezlediği durumlarda hiç yılmazdı, çözüm arardı ve hiç üzgün stresli bir yanını bize yansıtmadı. Hep hayatın güzel olduğu yönünde, zorluklarında aşılabilir olduğu yönünde telkinler yaptı. Ama tabi annemde bunu çok destekleyici bir eşti, o hep onun yanında durdu. Dolayısıyla böyle hep tekdüze giden, varlıkla yürüyen süreçler yaşanmadı bu zaman zarfında. Zira Türkiye hakikaten siyasi çalkantılar, istikrarsızlık dönemleri, bütün bunlar bizim hanemize de yansıyan o günlerin gerçekleri idi. Ama bunlarda da hep bir çözüm odaklı duruş, o çözüm odaklı duruşa aile desteği ve birlikte yürüyüş söz konusuydu. Belki benim daha sonraki iş hayatımda yapmış olduğum değişik girişimler, değişik ilgiler ve hala bu yaşta yeni alanlarda yapmış olduğumuz işler, belki de o zamandan gelen pratikle ilgili olabilir. Babamın Rol model, olarak bende tezahürü çok saygı ile andığım ama izlerini şimdi ailenin gözlemlediği, sıklıkla abimin ve ablamın dediği gibi “Ah aynen babamsın” ile devam eden bir tarzım var.

Ablayı örnek alma olmadı mı Işık’ta?
Olmadı. O çok farklı, çok dingin. Biz onunla aynı gün doğmuşuz 6 yıl arayla, fakat ben gündüz saatlerinde doğmuşum 12:50 gibi bir zamanı kaydetmiş evlenme cüzdanının sayfalarına. Ablam akşam 20:00’den sonra dünyaya gelmiş. Eğer astrolojik yorumlara bakarsak işte yükselenler, güneşin etkisi, ay ışığının etkisi bilemiyorum, öyle bir farklılık var. O çok dingin, çok daha tutucu ama çok iyi görev yapan. O da çok iyi bir öğretmendi. Bir Fen Bilgileri öğretmeni olmasına rağmen Sınıf Öğretmeni olmayı tercih etti. Çok başarılıydı.

Abiniz ne işle meşgul?
Abim Siyasal Bilgiler mezunu, Gelirler Genel Müdürlüğünde bürokrattı. Abim babamın istediği gibi girişimci olmadı. Keşke, Güzel Sanatlar okusaydı diye bir araya geldiğimizde konuştuğumuz çok önemli özellikleri var şahane resimler heykeller yapar müthiş fotoğraflar çeker. Fakat babamın tahtadır, kerestedir ve siteler içerisindeki bu nevi ürünlerin bol olduğu bir alanda olması, böyle sanatçı bir kardeşe sahip olmamız, mesela benim çok şahane tahtadan yapılmış oyuncaklarım daima oldu. Onları da abim ile babam yaparlardı.

Işık Yargın üniversite eğitimini Ankara’da aldı. Oradan başlayarak üniversite sonrası yaptıklarınızla ilgili de bizi bilgi sahibi yaparsanız seviniriz.
Üniversite eğitimimi Ankara’da tamamladım. Ama benim çok üzüldüğüm bir yandır. Üniversitesi yine ülkenin kaotik bir zamanına denk geldi. Ben 74-78 dönemlerinde üniversite öğrencisi oldum ve bizim üniversiteye başladığımız zamanlar anarşinin, çekişmelerin, kutuplaşmaların olduğu zamanlardı ve hatta Üniversitelerde devam mecburiyetlerinin de kaldırıldığı bir zamana denk geldi.

Gidebildiniz mi?
Gidemedik ve o süre içerisinde de bizim biraz önce bahsettiğim gibi evde siyasi rüzgârların olması 68 kuşağından bir delikanlının üzerimizdeki etkileri, onu destekleyen bir anne-babanın ve çevrenin olması birazcık belki kişiliğim gereği de azıcık militan ruhumda vardı. Dolayısıyla böyle kahvelerde Nazım şiirleri okurken aile beni zapt etmek istedi ve dolayısıyla o zamanlar bugünlerdeki gibi işe girmek çok zor değildi. Babamın çalışmış olduğu bankaya, bu sefer elimden öyle tuttu götürdü ve dedi ki; bu kızı bu bankada işe alır mısınız? Müdür bana bir iki ticari aritmetik sorusu olan bir kâğıt uzattı. Onları cevapladım.

Hangi Banka Işık Hanım?
O zaman babam Türk Ticaret Bankasının iyi ticari müşterisiydi, şimdi olmadığı için ismini söyledim. Türk Ticaret Bankası’nda işe başladım. Fakat İngilizce bildiğim için beni Siteler Şubesinden Ankara Merkez Şube Kambiyo Servisine gönderdiler.

İngilizce üniversiteden mi?
Liseden itibaren. Sitelerde ticari bankacılık yerine Kambiyo elemanı olması uygundur dediler. Ankara Ulus’taydı şube ve ben orada göreve başladım. Konuşmaya başlarken söylediğin gibi, hayata erken başlamak böyle oldu, 18 yaşındaydım, bankacı olmuştum ve o günleri şimdi gülümseyerek hatırlıyorum. Şahane bir şeydi, bankanın en küçüğüydüm. Yani o açıdan da güzellikle anımsadığım anılarla dolu dönemdir. Ama o kız bankacı olunca, o postallar, blue jeanlerin, parkaların çıkması gerekiyordu. Orada bir dönüşüm söz konusu oldu ve ben bankacı olarak, hem bir öğrenci hem bir çalışan olarak, iş hayatıyla öğrenciliği bir arada yürüttüm. Ama sözüme başladığım gibi bu bir acıdır. Üniversite arkadaşlıkları, kantin buluşmaları, iç geziler, dış geziler gibi böyle bir üniversite arkadaşlığı yönünden ve anıları yönünden fakirliğimiz söz konusu. Daha sonra bu açığı kapatmakla ilgili sorumluluklarım olduğunu düşündüm. Zira biz ders notları üzerinden, teksir denirdi, teksirlerle dağıtılan ders notları üzerinden sınavlara girdik ve öyle mezun olduk. Daha sonra lisansüstü eğitim ile eğitim sürecimi, yaşam boyu eğitim süreçlerini hayatıma sokmayı başardım. Bankada kambiyocu olarak yönlendirilmemin de bir şans olduğunu ve bu şansı kullanabildiğimi de ilerleyen yaşam yolunda anladım.

Yerel bir ekonomi var.
Ben dikkatle ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumu takip etmeye başladım. O zaman işçi dövizleri DÇM denirdi, dövize çevrilebilir mevduat hesapları cankurtaran simidi gibiydi. Birçok DÇM sahibi mudi bir sürüde dosyalar vardı dolapların içerisinde. Bu dosyalar öylecene dururdu şefimiz derdi ki bize; onlar garantisiz ticari borçlar.

Şüpheli alacak gibi bir şey.
Aynen öyle, garantisiz ticari borçlar bunlar. Nedir? İşte yapılan ithalata karşılık ödenemeyen ve bizim yabancı tedarikçilere ödeyemediğimiz dövizlerin içinde yattığı birtakım dosyaları, içeriğini bilmeksizin ama mühim negatif bir durum algısıyla. Tabi Merkez Bankası ilişkilerimiz vardı. Döviz kurlarını biliyorduk, oradaki dalgalanmalar. Tabi bunları dış ticaret ilişkili nabzını tutmak imkânımız olmuştu. 80’de işte 12 Eylül oldu ve ondan sonra Özallı yıllar.

Kaç yıl bankada çalıştınız?
Bankada ben 76 yılında banka çalışanı oldum, 85 yılına kadar yani bir 10 yıl kadar ama bu 10 yıl boyunca hiç bıkmadan, usanmadan dış ticaretle ilgili yurtdışı eğitimi yapabilir miydim yollarını aradım. Dolayısıyla devletin açmış olduğu bir sınava müracaat ettim. Bu sınavla bir burs kazandım ve İngiltere’ye gittim. Midland Bank’ın Merkez olarak bulunduğu Uluslararası katılımcıları olan bir eğitime katılmak üzere 1985 de Londra’ya gittim.

Banka bittikten sonra mı oldu?
Bankada çalışırken. Ama oraya giderken bankadan ayrılarak gittim. Midland Bank’ın merkezlik yaptığı, Avrupa’da bankaların bir konsorsiyumu vardı. Avrupa Yatırım Bankaları Konsorsiyumu. Bunlarda her yıl bir ülkede eğitim programı açıyorlar. Ben İngiltere’deki Midland Bank’ın merkezlik yaptığı sınavı kazanarak, oraya gittim. 84 yılının sonu, 85 yılının başıydı. Bir yıl ben orada eğitim aldım. Ama herhalde anne Işık’ı anlatırken oraya bir dönüş yapmamız gerekecek. Eğitim gerçekten çok önemliydi, insanın yaşam boyu kendini eğitmesinin önemini belki üniversitede örgün bir eğitim alamamaktan dolayı bir özlem olabilir. Ama ben o sınavdan önce de master programımı tamamlamıştım. Ondan sonra bu eğitim programına dahil oldum.

Master’ı hangi alanda yaptınız Işık Hanım?
İşletme üzerine yaptım.

Başka Türk var mıydı?
Hayır. Derler ya 72 millet bir arada. Kenyalı da vardı, Suudi Arabistanlı da vardı. Şahane bir tecrübe gerçekten. Alman var, Finli var, Danimarkalı var işte dediğim gibi Afrika ülkelerinden var. Çok kalabalık bir ekiptik. Bir genel eğitim verdikten sonra sizi branşlara ayırıyorlar. İşte kimisi borsa üzerine, kimisi uluslararası bankacılık üzerine çalıştırılıyor. Beni de davet ettiler bir toplantıya, dediler ki; “Türkiye’de liberalizm başladı, şu anda turizm sektörüyle ilgili yatırımların kilidi açıldı ve Avrupa Yatırım Bankalarının proje kredileri var, bu kredileri, gelişmekte olan ülkelerin, gelişmekte olan sektörlerine veriyoruz. Biz sizi, eğer arzu ederseniz, turizm alanında kredi değerlendirmeleri yapacak uzman olarak yetiştireceğiz.” Bana böyle bir teklif geldi. Az önce dediğim gibi ben her şeyi biliyorum ya, Allah’ım liberalizm ne? Liberal olmuşuz biz. Allah’ım bu proje kredisi ne? Ben ne yapacağım? Bana dediler ki; “Bugün mesai bitimine kadar siz kararınızı vermek durumundasınız. Çünkü tasnifleri yapıyoruz. Kararınızı bildirin.” dediler.

Tam olarak bir kapı. Hangi kapıyı açtınız?
Ben uzman olma kapısını açtım. O konuda yoluma devam ettim. Hakikatten çok büyük bir dönüm oldu benim açımdan. Aldığım bursun karşılığı yoktu. Şahane bir, insana yapılan yatırımdı. Ama bunların önemini sivil toplum hayatında duruş, neden orada yer aldığımla ilgili şeylerin de altlığı olduğunu sonradan idrak ettim. Çünkü siz orada kalmıyorsunuz, kendi vatanınızda size yapılan yatırımın karşılığını en iyi şekilde geri ödemek toplumunuza fayda yaratmak istiyorsunuz. Ben döndüğümde şöyle bir kuralı vardı. Bir şirket kuracağım, bu şirkette, bu proje kredilerini getireceğim yatırımcıları bulacağım. Bu yatırımcılarım fizibilitelerini yapacağım, uygun olanlara da bu krediyi getireceğiz. Şimdi bakın günümüzle mukayese edecek olursak bankalar eliyle yapılan, sendikasyon denilen bu kredileri, bir şahsa emanet ediyorlar ve bir şahıs bunu gelip Ankara’da yola çıkaracak. Yurt dışı eğitim organizasyonunun bana yapmış oldukları bu eğitim yatırımının dışında, devletin yapmış olduğu burs yatırımı dışında bir şey yok. Ondan sonrası sadece benim aklım, yeteneğim, organizasyon kabiliyetim. Bütün bunlarla alakalı bir şeydi. Dolayısıyla ben Türkiye’ye döndükten sonra, öğrendiklerim: Bir yatırımı nasıl değerlendireceğim, hangi rasyoları göz önünde bulunduracağım, hangi kaynakların olması gerekir, hangi altyapılar, hangi bürokrasi şartları, bütün bunları da biliyorum ama bazı rasyolar verdiler, bu rasyoların içerisinde bu değerlendirmeleri yapacaksın dediler. Oradaki rasyolar buraya uyar mı? Dolayısıyla buraya geldiğin vakit ilk öğrenmem gereken husus uluslararası ikili anlaşmalardı Ankara Anlaşması gibi içeriği hazmederek öğrenmem gerekiyordu. Satır araları önemli metinler, Onu öğrenirken tabi bir fon getireceksiniz, bunun karşılığında bir maddi mal üzerinden hareket ediliyor, yani tapu kadastro ile de işlerimiz var. Burada bu anlaşma ile acaba tapu kadastro öbür tarafa ipotek verebilir mi? Bütün bunları ortaya çıkarmamız gerekiyordu. Sonra Garabe Anlaşması gibi garabet adı olan bir şey var, bunun uygulanması gerekiyor. Banka garantörlüğü var. Merkez Bankası var ama bunun yanında bir başka bankanın da sistem içerisinde olması lazım. Ben bütün bunları tek başıma bulmak anlamak ve uygulama alanında kullanmak zorundaydım. Ve şimdiki gibi tuşların ucunda ulaşabildiğimiz kaynaklar yoktu.

Yok muydu hiç önünüzü açan?
Yok böyle bir pratik yok ve bilinmiyor zira, hatta ben şunu hep söylüyorum hayatımın bu bölümüne dönüldüğü vakit cesaret, inanç ve sabır, direnç vücut bulmuştu. Dedim ya bugün bankaların getirdiği bir krediyi bir kadına emanet ediyorlar ve bu kadın 33 yaşında. Öyle çok yaşımda ilerlemiş değil, gencim. Ben geldiğim vakit bu rasyoların hiçbirinin uymayacağını, bürokrasi şartlarının zaten bu sistemi ne kadar zorlayacağını biliyordum ve dolayısıyla bütün bu şartları değiştirerek, rasyoların üzerinde tekrar çalışarak yeni bir raporlama yaptım. Bu raporu yolladım yatırımcıları bulmadan önce. İncelemeleri gerektiğini, gerekçelerini yazdım. Ben hep gurur duyarım zira değerlendirme modelini Yargın Konsept olarak anılan bir değerleme sistemi oluşturmuş olduk. İlk duyduğumda Antalya’da bir yatırımcının şantiyesindeydik ve yanlış anlamış olabileceğimi sanıp söyleyen yetkiliye de değil bir başka katılımcıya ne dediler anlamadım diye sordum. Sistemle sektörde tabi çok önemli yatırımcılarla, onlara kredi vererek tanışıklıklarımız oldu. Belki isimlerinden bahsedilsin istemezler ama şahane dostluklar oldu. Ta ki Körfez Krizine kadar.

Krediler verdiniz yani turizm sektörüne.
Evet, evet. 1991 Körfez kriziyle riskli ülkeler arasına adımız yazıldı ve buraya kadar denildi.

Bu arada evlendiniz mi Işık Hanım?
Ben evliliği İngiltere’ye gitmeden, bu deneyimlerden çok önce, üniversiteyi bitirir bitirmez yaptım. İngiltere’ye gittiğim vakit 3 yaşında bir de oğlum vardı. Babamdan bahsederken dedim ya, sizi kim nasıl lanse ederse, yanınızda nasıl durursa diye. Eşim hep yanımda durdu, benim bu burs arama, yurtdışında eğitim yapma isteğime hiçbir zaman engel olmadı. Hatta kimi zaman o dedi, bak şurada da bir sınav varmış, buna da girebilirsin gibi bilgilerle gelmişti ve ben o sınavı kazanınca gitmelisin hiç arkana bakma diyerek motive etmişti.

Çocuk burada kaldı?
Evet onlar burada kaldı. Arada iki kez gelme imkânları oldu.

Anne olarak sorumluluklarının bilincinde olarak kendine yatırım yapmış bir anne görüyorum.
Evet öyle oldu. Dolayısıyla hem büyük oğlum için hem küçük oğlum için onların desteğini aldığımı söylerim. Onlar yol arkadaşım oldular. Bebeklikten itibaren iş hayatının içindeydiler.

İkinci çocuğunuz ne zaman oldu?
O da tabi çok enteresan. Ben bu kendi işimi kurarken, yani Avrupa Yatırım Bankasının Türkiye’deki uzmanlığını yapmaya başlayacağım dönem doğdu ve onu da 25 günlük haliyle iş yerine götürüp getirmeye başladım. İkinci oğlumun hiç oyuncakları olmadı. O ofis aletlerini oyuncak yaptı. Ama hep çok farklı yerlerde büyüdü. Benim inşaat alanlarına gitmem gerekiyordu, buralarda hep benim yanımda oldular her iki oğlumda.

Babanız sizi nasıl taşıdıysa, sizde onları öyle taşımışsınız. Işık Yargın kaç yılında Antalya’ya gelir ve nasıl gelir, neden gelir?
Körfez Krizi ile birlikte işsiz kalan bir Işık Yargın var.

Evli, çocuklu.
Evli, iki çocuklu, işsiz. Fakat bu işi yaparken müthiş bir networküm oldu. Mesela kimi yatırımlara dediler ki, bir işletmeci bulmazsanız, onu çok iyi destekleyen bir tur operatörü olmazsa bu işin arkasında, biz bu krediyi vermeyiz gibi bazı durumlarla da karşılaştık ve yine kimisi şimdi olmamakla birlikte Türk sahipli tur operatörleri bu konuda çok istekliydiler. Şimdi sen de turizm sektöründesin, o 80’li yıllarda turizmin başladığı yılları biliyorsun. Hem acentacıların yatak ihtiyacı var. Hem de yatırımcıların para ihtiyacı var. Dolayısıyla bir networküm olmuştu ve yine şimdi olmamakla birlikte, şimdi adını söylemeyeyim. Büyük, sahibi Türk olan bir tur operatörü, o zamanki tanışıklığımıza dayanarak, o zaman incoming işlerini bir başka firmaya yaptırıyordu. Onlara bir teklifle gittim. Bu incoming işlerini kendilerinin neden yapmadıklarını. Bu konuda önlerinin açık olduğunu, insan kaynağı bulabileceklerini, işte mesela beni tanıdıklarını söyleyerek ikna ettim ve Antalya’ya 92 yılında ben Antalya’ya göç ettim. Ama Antalya’ya göç ederken eşim de o zaman finans sektöründeydi. Antalya’ya göçümüze kadar sektörün içerisinde değildi ve yine bir ayrılık söz konusu oldu. Büyük oğlumuz ilkokula gidiyordu Ankara’da, ben küçük oğlumuzla birlikte Antalya’ya geldim, onlar Ankara’da kaldılar. Hayatın geri kalan kısmını nasıl düzenleriz yönünde programlar yapıldı. Eşimde çok emek verdiği ki o da o tarihlerde İngiltere’ye temsilci olarak gidecekti. Böyle bir dönemde finans sektöründeki görevini bıraktı.

Siz burada bir otel yatırımına mı girdiniz?
Burada ilk biz o tur operatörünün incoming şirketinin kurulması ile ilgili, beni yaptığım iş buydu. Kredi çalışmalarım komisyonla yaptığım bir işti Allah bereketini vermişti, oradan da iyi para kazanmıştık. Birikimimiz de vardı. Dolayısıyla o bir itici güç oldu. Biz tabi şunu hiçbir zaman sevmedim, iyice anlamadığınız bir işin içinde olma fikrine hiç sıcak bakmadım. Yeni bir öğrenme sürecinin içine girmiştim. Alman speliyasti Türk Tur Operatörünün Antalya yapılanmasının lokomotiflliğini kurucu ortak olarak üstlenerek yeni bir tecrübeye cesaretle başladım. Öyle geldim ama eşim aynı yerde olmak istemediği için, o profesyonel olarak sektör içerisinde ama otel tarafında yer almak istedi. Biz böylece Antalya’da turizm sektörünün içine dâhil olduk. Beşinci yılda artık kendi girişimimi gerçekleştirme cesaretime ve bilgiye erişebildim.

Şimdi turizm ayağı başladı. Işık Yargın sosyal bir insan zaten yerinde duramayan, geçmişinden gözlemlediğimiz şimdide öğrendiğimiz kadarıyla bence az bile yapmış o geçmişe rağmen. Burada Antalya’da kadınlar nasıldı? Çalışıyorlar mıydı? Biraz tarım ağırlıklıydı o yıllar, hatırladığım, bildiğim kadarıyla. Paranın iyi olduğu yıllar. Bu anlamda da ben kadınların çok çalışmadığını hatırlıyorum. Sizin gözlemlerinizi merak ediyorum. O yılların bir resmini, fotoğrafını bir çekerseniz özellikle bir kadın yönünü, onu merak ediyorum.
Evet, çok doğru bu Antalya’nın gerek ekonomik gerek sosyal gelişimini izlediğim vakit tabi o başlangıç noktasına devamlı bir geri dönüş yapıyorum. Evet, özel sektörde iş insanı kadın yoktu, çalışma hayatında da yoktu şantiyelerden işletmeye geçen otellerin o dönemlerine de tanıklık ediyordum kredi dilimlerinin ödemeleri için. Kat Hizmetlilerinin kocaları kadınların erkeklerle aynı servise binmesine rıza göstermiyorlar ayrı servis kaldırılmazsa kadınlar işe gönderilmiyorlardı. Back ofislerde dahi kadın çalışan az sayıda idi. Kamuda çalışan kadınlar vardı da nüfus yoğunluğu da bu değildi, kentleşme de.

Belki sizin yıllar önceki Ankara’nızda bile daha çok vardı.
Daha çok vardı, evet ama kamuda ve öğretmenler, avukatlar, doktorlar gibi meslek sahibi olan kadınlar özel sektör de kadın çalışan vardı ama az.  Antalya hızlı bir ivme kazanmıştı. Turizm gibi şahane bir sektör ekonomiye öncülük yapıyordu Antalya’da. Dolayısıyla sosyal yapı bunun için çok uygundu. Ben Alanya’da otelcilik yaptığım için, Alanya yerelinde de yerel halkın yapmış olduğu yatırımlar, onların bir yandan da evlatlarına da yatırım yapmasını önerdi. Dolayısıyla orada artık bir cinsiyet farkı da kalmamıştı. Çok hızlı bir şekilde turizmin insana dayalı bir iş olduğu algısı yatırımcı nazarında da hızla öğrenildi. Dolayısıyla toplumda bunu hızlıca benimsedi. Zira turizm toplumu dönüştüren bir sektör.

Ben kültür etkileşimini yani Antalya’nın insanlarının eğer gelişiminde büyük bir etkisi olduğunu en azından ben kendi ailemde bunu gördüğüm için, biz köylü olarak kalabilirdik. Köylü olmak kötü bir şey değil elbette ama köylü zihniyetiyle kalabilirdik. Bundan doğalda hiçbir şey yoktu. Lakin bizim İstanbul’dan gelen misafirlerimiz, Almancılarımız, yabancılarla hasbelkader anlaşabildiğimiz düzeydeki, onlardan öğrendiklerimiz. Öncelikle kendi ülke vatandaşlarımız ve Almancıları söylüyorum. Çünkü annemin babamın gelişimi onlar sayesinde oldu bir yerde. İkisi de ilkokul mezunu. O kadar net hatırlıyorum ki onların giyimine baktı annem. Parfüm sürüyorlar, Almanlar mis gibi kokuyorlar. O kadar güzel bir şey ki iyi yönlerini alabildiğiniz sürece. Yozlaşmalarda olmuştur elbet insanlarda ama benim ailem bunu yaşamadı ve yaşatmadı ve ben bu anlattığınız türdeki, çocuklarını dönüştüren aile kısmından olduğum için söylediklerinizi o kadar iyi anlıyorum ki yaşayan olarak.
Alanya’da büyük ailelerle de bir arada olduk. Genel bir yargıya ulaşabilecek kadar örnekler çoktu.

Alanya benim bölgeme göre daha öndeydi.
Orada senin az önce bahsettiğin gibi, “benim ailem böyle dönüştü.” dönüşen anneler babalar kız çocuklarını da erkek çocuklarını da dünya insanı olması için artık mutlaka yurtdışında eğitim aldırmaya başlamışlardı. Bu dediğim 90’lı yılların başı tabi. Ben hep onu diyorum, uçağın ayağı nisan ayında değerdi havalimanına 90’lı yıllarda. İlk uçak değdiği andan itibaren yaşayan destinasyonlar bunlar işte Alanya, Antalya. Ama son uçak kasım ayının en geç 15’i gibi havalanırdı ve ondan sonra saat 4’den itibaren nöbetçi eczane aradığınız sahil kasabası haline dönüşürdü.

Kovboy kasabası diyorum ben ona.
Kovboy kasabası, kepenkler inerdi ve kadın ortada olmazdı. Ben çalışan bir kadın olarak o saatlerde, hava karardığında hep ona çok şaşırmışımdır. Yahu burada bu kadar üstsüzler vardı 90’lı yıllarda, üstsüz kadınlar burada dolaşırken dönüp bakmayanlar sokakta, hakikaten bu da şaşırtıcı bir şeydir. O uçak uçtuktan sonra, en son uçak, bana ne bakarsınız ya hu! Dediğim zamanlardı. Ama bu süre o kadar iyi evriltti, hizmet sektörü bir defa insana hizmet ediyorsunuz, insanla hizmet ediyorsunuz ve dolayısıyla bu kent bütün buna yatırım yapıyor. Kendi iç İnsan kaynağına da yatırım yaptığını düşünüyorum, elinde sermayeyi tutan bu gücün kız çocukları da erkeklerden ayırmadıklarını gözlemledim. Dolayısıyla ilk yıllarla mukayese götürmeyecek kadar çok kadın gücü her sektörde iş başında artık.

Gelelim STK lara olan ilginize
Ben ilk 93 yılında, Antalya’da yerleşik hayata ve iş hayatının yeni dönemine başlamıştım. Ekonomik hayat Antalya’da yön değiştiriyor masif turizm ayak sesleri güçleniyor ve gelişmeler sivil inisiyatif kullanılmasını zorunluluk haline getiriyordu. İnisiyatif kullanabileceğim bir STK yanında da olmayı arzu ettim. Ama baktığım alan benim ekonomik perspektiften bir alan tarayışıydı. Sivil inisiyatif kullanan STK ve Odaları takip ediyordum bazı yanlışlar yapılıyordu, mesela serbest bölgedeki üreticilerle ilgili olarak, kent esnafının karşı karşıya gelmesi. İşte onunla ilgili olarak ticaret sanayi odaları ya da bazı sivil kurumların yürüyüp, oraya turistin götürülmemesini istemeleri, acentelerin misafirine shopping turu belirli paketlerin olması ama henüz o tarihlerde kısır alanlar içerisinde oynuyor olması ve yanlış kararların alınıyor olması. Hani belki bir etkim olabilir dedim, gittim tarama yaptım. Antalya Sanayici İş Adamları Derneğini gördüm. Bazı aktiviteler yapıyorlardı, o zaman ayda bir kere bir otelde öğlen yemeği yiyorlardı.

İlk kadın üye olarak oraya…
İlk kadın üye olarak oraya müracaat ettiğimde şaşırdılar.

İş adamları ne işiniz var!
Kapıda iş adamları yazıyor. Fakat çok saygıyla karşıladılar.

Başkan kimdi?
Sadık Badak, kabul etti, sohbet ettik, anlattık, neden orada olmak istediğimizden söz ettim.

Kocanız Işık sen dur burası iş adamlarıymış demedi mi?
Demedi. Çünkü o sen bu tarz işleri seviyorsun ve iyi yaparsın. Hep böyle bir motivasyon var. Bu güzel bir motivasyon tabi. Dediler ki, biz sizi üye yapmayız ama gelin toplantılarımıza katılın. Onlar tahmin etmemişler istikrarlı bir şekilde gelip katılacağımızı. Fakat çok istikrarlı oldum, hatta görüşler ifade ettik. O görüşler çerçevesinde mesela ATAV o zaman doğmuştur, ANFAŞ, bütün o toplantıların içerisinde olduk. Bir sene sonra dediler ki, tamam artık gel. İlk kadın üye olarak davet aldım ve üye oldum. Yıl 1994.

Sonra yönetimine ne zaman dahil oldunuz?
Sonra yönetimine de rahmetli Güngör Pekşen zamanında fakat çok enteresandır listeye adımı yazmamışlar. Dönemin valisi genel kurula geliyor. Üyeler listesini inceliyor vali bey bir kadın üye olduğunu görüyor. YK üyeleri içinde olup olmadığını soruyor ve “Bir tek kadın üyeniz var neden listede değil?” diyor. ANSİAD’ın seçim tarihlerinde liste delinme falan diye bir şey söz konusu değil, sonrasında da olmamış, o tarihe kadar da olmamış. Ve beni yazıyorlar. Ben genel kurulda da değildim. Şehir dışındaydım. Muhtemelen Almanya falan olabilir yine öyle bir zaman. Bir telefon aldım, siz yönetim kurulu üyemiz oldunuz. Ama rahmetli Güngör Pekşen net ve samimi bir kişilikti, hani olup biteni böyle yürek açıklığıyla söyleyebilmişti.

Sivil toplum örgütlerindeki ilk deneyiminiz ANSİAD’ın Yönetim Kurulu Üyeliği ve benimde bildiğim bir süreç kısmı sadece yönetim kurulu üyesi olarak yönetim kurullarına gelip gitmek değil aktif olarak bunun hakkını vermek herhalde en doğru sözcük olur. Bir kadın olarak ta kadın duruşu, Antalyalı kadınlara bir örnek. Arkanızdan çektiğiniz bir kadın oldu mu?
O yıllarda böyle bir istek yoktu. Daha ziyade bu bildiğimiz Amerikan sistemi kulüpler çok öncelikliydi ve orada kadınların sayısı hızla artmaktaydı. Tabi onlarında çok önemli faydası olduğunu düşünürüm ben. Zira o yapılar yüzünü bu nevi, iş hayatını ilgilendiren kuruluşlara da kadınların yüzlerini çevirmelerine neden olduğuna samimiyetle inanırım. Ama o yıllarda işle ilgili insiyatif kullanan sivil toplum kuruluşlarına kadın ilgisi azdı.

Şu anda da çok fazla değil zaten.
Evet, şimdi de adet olarak fazlalaşmıyor. O da bir araştırma konusu olabilir.

Sonra benim gözlemlediğim sizde liderlik vasfı devam etmiş. Benim tanıdığım Işık Yargın, ANSİAD’daki Işık Yargın ve orada da yönetim kurulunda görevlerini en iyi şekilde ifa eden. Aynı zamanda girişimcilik haftasında aktif şekilde o haftayı öncesinde ve sonrasında götüren ve bunu sürdüren kişiydiniz. Bunun yanında da dediğim gibi hem köşe yazarlığınız hem güzel Türkçenizle de toplantılardaki görüşlerini güzel güzel beyan eden bir hanımefendi olarak ben sizi tanıdım.
Teşekkür ederim.

O nedenle de aslında o sivil toplum örgütünde benim baktığım zaman beni, “evet burada olmalısın” dedirten kişi oldunuz. Bunu da size daha önce söylemiştim. Aslında bir model almaktır bu. “Işık Hanım yıllar önce buraya girmiş, Yeliz sen de burada olmalısın, doğru bir yer demek ki.” Dedirttiniz bana. Bu anlamda bir katkınız oldu, ortada. Eminim ki başka insanlara da rol-model olmuştur ya da model olmuştur diyelim. Bunun dışında daha sonraki sizin hayatınızın akışında anneliğin yanında artık torunlar geldi ve farklı iş alanlarını seçen çocuklara da sahip oldunuz.
Yeni ortaklar.

Evet yeni ortaklar, yeniliklere açık yani sosyal medyayı falan aktif kullanan bir anne değil. Bunu yanında kendisini her zaman yeniliklere adapte eden bir anne olduğunuzu görüyorum ben. Anne olarak Işık Yargın nasıl bir annedir? İş hayatını birazcık bırakalım kişisel hayatınızı konuşalım istiyorum.
Anne olarak… Yani anne gibi anne esasında. Hem otoriter hem sevecen hem model olmaya çalışan. Biz hayatı çocuklarla birlikte yaşadık. O çok önemliydi. 2. Oğlumuzla beraber iş yerine gittik. Ama iş nedeniyle ayrılıklar falan. Bir de bizim hayatımızda şöyle bir süreç te var. Ben döndükten sonra eşimin de böyle bir yurtdışı macerası oldu. O zaman da ben 2 çocukla Ankara’da idim. Hayatı böyle birlikte üretmek yönünde bir faaliyet içerisinde olduk. Oğlum TED Ankara Kolejinde ilkokula başladı. Berna Hocayı da buradan saygı ile anıyorum. Zira çok şey borçluyuz. Bahadır ilkokula başladığının 4. günü kardeşi dünyaya geldi. Babası da Ankara’da değildi. Öğretmenin desteğini almamızın ne kadar önemli olduğunu da ben deneyerek anladım. Onların kardeş okulları olurdu ve kermes yaparlardı okulda. Öğretmeni hep mesaj yollardı bir kâğıtla; ben sizin durumunuzu biliyorum, sizi bunun dışında tutuyoruz, diye. Fakat ben çok güzel elma şekeri yaparım ve her zaman elma şekerleriyle o kermese katıldım. Çok süslü kutular yapardım ve elma şekerleri de ilk biten olurdu. Yaratıcılıklarını destekleyen bir anneyim. Mesela ödev verilirdi, gölge oyunuyla ilgili, bir ödevin sunumunda bunu gölge oyunu ile yapabileceği üzerinde çalışmıştık büyük oğlumla. Şimdi o endüstri ürünleri tasarımcısı. Üniversite sınavı ve puanlar çok önemli biliyorsunuz, Türkiye 400. oldu. Ben o zaman klasik bir anne olduğumu anladım. Dedim ki git doktor ol, mühendis ol. Hayır, ben tasarımcı olacağım, endüstri tasarımı okuyacağım. O konuda da ideallerini gerçekleştiriyor. Şimdi yapmış olduğumuz işlerden birisi onun tasarımları ile yönleniyor. Birbirine benzer, birbirinin aynı olan evlere alternatif üretmek. Kendisine seçmiş olduğu hedef kitlesine yönelik ürünlerin tasarımlarını yapıyor. Biz yıllar sonra, babamızın kurucusu olduğu noktada, üretim atölyeleri kurduk. Orada ben sıklıkla Ankara’ya seyahat eder oldum. Orada üretim yapılıyor. Bir e-mağazacılık işimiz var. E-mağaza, elektronik ortamlar çok kolaymış gibi geliyor ama inanın, fiziki bir mekân kurmaktan çok daha zor koşulları olan sistematikler. Bunlarla ilgili yoğun arka plan çalışmaları gerekiyor, yoğun reklam çalışmaları gerekiyor. Ben işin bu kısmını yürütüyorum ve bundan da çok zevk alıyorum. İşte zaman zaman tekno kadınım diyorum ve tekrar o çocukluk ve gençlik yıllarında çok uğramış olduğum mekânlarda şimdi, tekrar orayı üretim yönüyle canlandırmış olmak çok keyif veriyor.
 
Eğer eşiniz Cemalettin Bey, sizi teşvik etmeseydi, durdursaydı. Işık Yargın yine de bunları başarır mıydı?
Durdurmazdı.

Durdurduğunu düşünelim. Burada şunun için soruyorum, bir erkek bir kadının kariyerini Türkiye şartlarında etkiler mi? Etkileyebilir mi?
Mutlaka bir etkisi olurdu, benim karakterimin dışında birisi olsaydı. Ama öbür türlü çatışma olurdu. Oradaki en önemli şey, belki bu bir mesajda olacaktır. Evlilikte en önemli şey, partnerinizi değiştirmeye uğraşmayacaksınız. Dolayısıyla o değiştirmeye hiç uğraşmadı. Tanıyarak bu ilişkiye girdi ve öyle devam etti. Aksi olsaydı, mutlaka çatışmalar olacaktı. Belki de yola birlikte devam etme olmayacaktı.  O durum mutluluk getirir miydi? Onu, öyle bir şey yaşasaydım belki tartışırdık. Bu benim yeni evleneceklere de tavsiyem, çocuklarıma da tavsiyem hep bu yönde oluyor. Hayatınızı paylaşacağınız kişiyi iyi tanıyın desteklemeyeceğiniz, sizi rahatsız eden yönlerini Değiştirmeye uğraşmayın, “ben bunu sonra değiştiririm” dediğiniz, bir yönü varsa partnerlerinizin, ilişkiyi orada bırakın. O çünkü hangi konu olursa olsun çatışmaya ve çatırdamaya yol açar. Bizimki hele ki, omurgada, iş hayatı, aile hayatı bütün bunları içine almış bir ilişki.

TOBB kurmuş olduğu, iller bazındaki, yine oraların ticaret sanayi odalarına bağlı, İl Kadın Girişimciler Kurulu diğer bir çalıştığınız platform sizin de. Bunun başkanlığını yürüttünüz. Kaç yıl yaptınız? Başarılı bir başkanlık geçirdiniz bizzat şahidim. Orayla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz? Siz mi talip oldunuz, yoksa size önerildi mi?
O da tabi enteresan bir sosyolojik yanı da var onun aslında. Antalya içinde enteresan bir yanı var. Kadının iş hayatındaki duruşuna dikkat çekmek, tabi bu bir trend olması nedeniyle ama tabi buna bir birliğin öncülük yapması önemli. Ben yalnız hep düşünce olarak; kadın erkek yan yana olmalı, kadın erkekten ayrıştırılmamalı, esasında ana düşünce yapısı bu olmakla birlikte Kadın Girişimciler Kurulları oluşturulduğunda 2007’nin 29 Ekim’inde o zamanda Anadolu’da öncülük yapabilecek, kadına ulaşmakta bir sıkıntı vardı. Teklif usulü ile ilk oluşum sağlandı. Antalya’da kurucu Başkan Hediye Kayacan’dı. İlk başkanımız o oldu. Fakat aktif bir rol almıştık bizde kurul içerisinde. Sonra Hediye Hanım bu görevinden işleri nedeniyle feragat ettiğini söylediğinde, teklif kurul üyeleri tarafından siz başkanımız olun yönünde geldi. Ben de 2 dönem başkanlık yaptım.

Bizim bilmediğimiz ya da sizin eklemek istediğiniz şeyler nelerdir?
İş ve özel hayatımızı renklendiren bu kadar çabayı taçlandıran ödüllerim de oldu süreçte. Dünya Gazetesinin düzenlediği Başarılı İş Kadınları 2002 yılı Ödülünü aldığım İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi sahnesinde kendimi çok iyi hissettim.
2009 Yılında GB Kagider Yılın Kadın Girişimcisi Yarışmasında Başarı Belgesi ile onurlandırıldım.
2011 Yılında ANTİKAD Yılın İş Kadını olarak Dünya Kadınlar gününde onurlandırıldım.
2014 Yılında ANSİAD Güngör Pekşen Girişimcilik Özel ödülü ile onurlandırıldım.
10 yıl süreyle SABAH Akdeniz Gazetesinde ekonomi, kadın ve genç girişimciliği üzerine haftalık köşe yazıları yazdım.
Şirketimizin Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projesi kapsamında dezavantajlı gençlerin Mesleki Eğitimini Yaptığım Meslek Okulları uygulaması ile BM raporlarına En iyi Uygulama olarak geçtim. Antalya Merkez, Manavgat, Alanya ve Marmariste Turizm Sektörüne ara eleman yetiştirerek sektöre katma değer yarattım. Yetki ve iş birliği Şirketimiz ve MEB iş birliği Protokolü çerçevesinde gerçekleştirildi.
Kadın Girişimciliği ve Genç Girişimciliği için projeler geliştirilmesinde uygulamasında heyecanla yer almaktayım Antalya’da Girişimcilik Eko sisteminin oluşabilmesi için Önemli Uluslararası bir Melek Yatırımcı ağının Antalyaya gelebilmesine öncülük ettim.
Antalya Kadın Müzesinin hayata geçiş serüveninde Fikirden eyleme dönüşüm yolculuğunda var oldum.
 Hukuk devleti olmazsa, güçler ayrılığına önem verilmezse, ülkede ne demokrasiden söz edebilirin ne de Cumhuriyet’in kurucu değerlerinden söz edebiliriz görüşümü 2000’li yılların başında ifade etme cesaretini gösterdik ve ANSİAD Yargıda Reform Çalışmasını ve zirvesini gerçekleştirdi.
Antalya Kalite Derneğine başkanlık yaptım. Ona başkanlık yaptığım zamanlarda, 90’lı yılların sonu 2000’li yılların başı.

Ne yapar Antalya Kalite Derneği?
Toplam kalite çok önemli. Antalya’da bir turizm destinasyonu yaratılırken toplam kalite olgusuna dikkat çekmemiz gerekiyordu. Farkındalık yaratma, Eğitim faaliyetleri, sektörel iyi uygulamalar, ulusal ve uluslararası gelişmeler, denklikler, standartlar, Beyaz Bayrak, Sempozyumlar gibi faaliyetler ile Danışman bir dernek olarak Türkiye’de ilk kez bir Baro Antalya Barosunu Kalite Belgesine kavuşturduk ve model oluşturduk. Ancak bütün bu faaliyetler sonrasında ben kalite ile ilgili çalışmaların, yani kurumsal manada çalışmaların bizim bölgemiz için, misyonunu tamamladığına inandım ve bu nedenle de genel kurulu toplayıp, Antalya Kalite Derneğini kapattık. Zira artık, misyonunu tamamlamış bir sivil yapılanmaydı o. Derneğin tamam misyonu tamamlandı dedirten çalışmalardan birisi, Kalite ve Toplam Kaliteyi okullarda fark edilir hale getirmekti. Resim yarışmasında,, Manavgat’tan bir köy okulundan bir öğrencinin resmi bizi çok etkiledi. Bir öğrenci mutfak hijyenini gösteren bir resimle katılmıştı, sonra biz çocuğa ulaştık. Hatta derecede aldı. Babası da aşçıymış. Gördük ki; Toplam Kalite gerek iş hayatında gerekse iyi uygulamaları ile ailelere de ulaşmış artık birbirini tekrar eden etkinliklere dönüşmeden ve kaynak, zaman, insan gücünü ihtiyaç duyulan alanlara kaydırmak üzere dedik ki, bu derneğin faaliyetlerini biz durduralım ve bu insan gücü başka yerde insiyatif kullansın. Bu durumda Sosyal Girişimci olarak cesaretti.

Süreli bir sivil yapılanma.
Tabi tabi. İşte sende sistemin içerisindesin. Artık Yeliz Gül Ege’ye Rose Otellerinin içerisinde toplam kaliteyi benim söylememe gerek var mı? Ya da Antalya Büyükşehir Belediyesine. Fakat onun yerine değişen sistemlerin hayata geçmesi, yönetişimsel sistemlerin öğrenilmesi, bunlarla ilgili çalışmaların yapılması gerekiyordu. O da önemli bir çalışma, onda da uzun soluklu, 3-4 dönem başkanlık yaptım. Çok önemli faaliyetlerimiz oldu o konuda da. Çok şahane deneyimler oldu.

Hemen hemen her söyleşide yönelttiğim bir soruyu size de son soru olarak yöneltmek istiyorum. Bir daha dünyaya gelseydiniz, yine kadın mı olurdunuz, kadın mı olmayı istersiniz.
Aman ya rabbim çok zor bir soru bu. Cinsiyetsiz olmak çok şahane bir şey. Şimdi bu yaşa gelince artık cinsiyetsiz kabul ediliyorsunuz ve çok rahat ediyorsunuz.

Cevap cinsiyetsizlik mi oldu?
Yok yine kadın olarak gelmeyi isterim ama şimdilerde yani yeni tanıdığım yaşlarımın bana çok lüks bir zaman armağan ettiğini anlıyorum. Bu durum harika yaşsızım.

Antalya Kadın Müzesi, oluşumu, sizin için ne ifade ediyor? Bunun önemi nedir Antalya için ve Türk kadınları için? Bunun yanında da kadınlara vereceğiniz mesaj nedir?
Antalya Kadın Müzesi hakikaten çok şahane bir fikir olarak, birlikte iş yaptığımız sevgili Yeliz Gül Ege tarafından masanın üzerine kondu. Bu bir kadın girişimciliği, kadının sosyal hayattaki duruşu, kadının gelişimi ile ilgili çok önem verdiğimiz bir organizasyondu. Bu fikrin hayata geçebilmesi ile ilgili yoğun çabalar gerektirdiğini de elbette biliyorduk. Bu bir tanıtım öğesiydi aynı zamanda ülkemiz için ve turizmin lokomotifi olarak sözünü ettiğimiz Antalya için. Dolayısıyla en yakışacak yer Antalya Tanıtım Vakfı olduğunu biliyorduk. Bu konuda ortak bir akılla konu Antalya Tanıtım Vakfına, sevgili Yeliz Gül Ege marifetiyle taşındı ve geleceğe çok önemli bir yatırım yapıldı. Bu kadınlar için bir yatırımdı. Gelecek için, çocukları yetiştiren kadınların sosyal hayattaki duruşlarını destekleyecek, altyapıların kurulması için bir yatırımdı ve bizim geçmişten geleceğe kadının sürdürülebilir duruşunu sağlayacak organizasyonel bir yatırımdı. O açıdan Antalya’dan çıkacak bir ışık hem Türkiye’ye bir model olacak, hem kadınları geleceğe taşıyacak. Ben hem çok heyecanlıyım hem de bu çorbada tuzumuzun olması bakımından da hep gururluyum. Bunu gururla, her zaman yad ediyorum.
 
 
 
 
IŞIK YARGIN