SEMA ECE
Görüntülenme: 3015

SEMA ECE

ANTALYA TURİZMİNİN İLK KADIN PROFESYONELİ


Söyleşiyi Yapan: Nizamettin Şen, Tuğçe Ük
Yer: Turkish kafe / Konyaaltı
Tarih: 23.06.2015

Galeri

Söyleşi

Sema Ece kimdir? Çocukluk yıllarınız nasıldı?
İstanbul’da 27 Ağustos 1947’de bir yaz günü dünyaya geldim. Eski bir İstanbul hanımefendisi anne ile Deniz subayı bir babanın kızıyım. 1940’lı senelere bakınca tipik bir Türk ailesi olmadığımızı söyleyebilirim. Annem 35 yaşındayken beni dünyaya getirmiş. Çocukluğum Nişantaşı’nda geçti. O zamanın modası baleye 4 yaşında başladım. 4 yaşındayken annemle babam ayrıldı. Babam daha sonra tekrar evlendi. İlkokula Nişantaşı Nilüfer Hatun Okulu’nda başladım, daha sonra Yeşilköy Halil Vedat Fıratlı Pansiyonlu İlkokulu’nda devam ettim. Günümüzde bu yaştaki çocukları ailesinin boşanması, okul değişiklikleri depresyona sürüklerken tam tersine bütün bunlar beni güçlü biri yaptı.

Eğitim hayatınızdan bahseder misiniz?
Babamın deniz subayı olmasından dolayı Türkiye’nin birçok ilinde ikamet ettik. İlkokul 2., 4. ve 5. Sınıfı Gölcük’te, 3. Sınıfı İskenderun’da okudum. Gölcük’te Amerikan Askeri Üssü olması benim için bir avantajdı. Amerikalılarla kurduğum arkadaşlık sayesinde İngilizce öğrendim. Avusturya Lisesi ve Üsküdar Amerikan Kız Koleji sınavlarına girip ikisinde de başarılı oldum. İngilizce bildiğim için babam Sanktb Georg Avusturya Lisesi ve Ticaret Okulu’na kaydımı yaptırdı. Ortaokul 2. Sınıftan sonra babamın işi nedeniyle Hollanda’ya taşındık. Hollanda’da bir sene American International School’da okudum. Türkiye’ye dönünce öğrenim hayatıma devam ettiğim Avusturya Lisesi’nden ortaokul 3. Sınıftan 1964 yılında mezun oldum. Lise’de 4 yıllık ticaret bölümünü tercih ettim. Burada daktilo eğitimi, ticaret kanunu gibi dersler alarak 1968 yılında mezun oldum.

İş hayatına nasıl başladınız? Nerelerde çalıştınız?
Lise’den mezun olduktan sonra yurtdışına gitmeye karar verdim. Beraber mezun olduğum arkadaşlar ile İstanbul’da Almanya’ya işçi gönderen Alman İrtibat Bürosu’nda işe başladık. Buradaki işim aracılığı ile 1969 yılında Hannover’da Dunlop’ta çalıştım. 6 ay sonra Türkiye’ye dönerek tekrar Alman İrtibat Bürosu’nda işe başladım. Tekstil Mühendisi olan ilk eşim ile tanışıp evlendim. Bonn’daki bir şirketin ilk eşime yaptığı iş teklifi ile Bonn’a taşındık. Bu şirkette muhasebe departmanında işe başladım. Daha sonra Stuttgart’ta Türk charter uçakları yapan bir aile dostumuzun teklifi ile Müftüoğlu Acentası’nda eşim işe başladı. Bu sırada oğlum dünyaya geldi. Evde oturacak bir insan olmadığım için Stuttgart’ta Shell’in ihracat firmasına girdim. Shell’deki işimin yanında yeminli Almanca Türkçe tercümanlık yaptım.

Çeşitli şirketlerde ve değişik pozisyonlarda çalıştınız fakat turizme nasıl adım attınız?
1973 senesinde Bakanlık’tan gelen teklif ile outgoing bürosu açmak üzere Frankfurt’a yerleştik. Anatour Reisen olarak amacımız Türkiye’ye turist göndermekti fakat 1974 Kıbrıs Harekâtı’nın başlaması nedeniyle sınırlar kapandı bu sayede de işler umduğumuz gibi yürümedi. Bu dönemde piyasada kendine yer edinen Delta Reisen sahibi Faruk Kılıç ve Türkiye’de incoming’e bakan Ergun Güvenç Anatour Reisen’ı kapatıp kendileri ile çalışmamızı teklif ettiler. Ama 1974 yılında Delta Reisen ile çalışmak yerine Türk Havayolları’nda Avrupa Müdürü Sekreteri olarak işe başladım. Bu sırada ikinci eşim Erdem Ece ile evlendim. Eşimin Türk Havayolları’nda Satış Müdürü olması ve çalışanların şirket içi evlilik politikasından dolayı 1975 senesinde Delta Reisen’a geçtim.
 
Antalya’ya gelişiniz nasıl oldu?
Eşimin Türk Havayolları Antalya Müdürü olarak işe başlaması ve 1976 yılında Camel Tour’un Antalya Bölgesini kurma görevini bana vermesi ile Antalya serüvenimiz başladı. Bu dönemde benden başka Seyahat Acentesi Müdiresi yoktu hatta var olan Pamfilya’da bile bayan bir çalışan yoktu.

1976 Antalya’sında kadın olmak nasıldı?
Antalya konservatif bir yapıda değildi. Araba kullanan kadın sayısı sadece 3’tü. Philips temsilcisinin hanımı, Türk Havayolları’nda çalışan Ersin Bey’in İngilizce öğretmeni eşi ve ben araba kullanıyorduk. Kadın şoför olarak rahat kullanamıyorduk, kamyonlar tarafından sıkıştırılıyorduk. Ben fazla rahatsız olmadım Antalya’da. Yurtdışından yeni gelmiş, özgüveni çok yüksek bir insan olarak rahatsız olmadım. Tarzımdan, duruşumdan dolayı insanlar bana olan mesafesini her zaman korudu. Antalya’da o zamanlar daha rahat giyinebiliyordum, şu anda daha muhafazakar giyiniliyor. Hiç unutmadığım bir anımdır; üzerimde uzun, sırtı açık kot elbisem ile her zamanki gibi oradan oraya koşturuyorum, tanımadığım iki bey ve bir hanım bana bakarak “Aa THY Müdürünün eşine bak” dedi. Ama bunlar beni etkilemedi. Zaten çok sık olan bir olay değildi.

Antalya’da turizm nasıldı?
Antalya merkez ilçelerine göre turizme karşı daha açık görüşlüydü. Motel Antalya, Hotel Antalya vardı. Muhasebe karışıyor diye Hotel Antalya Talya Hotel oldu. Atatürk Caddesi üzerinde ufak bir büromuz vardı. Lara’ya bile manyetolu telefon bağlanırdı. Bağlanmadığı için gidip geldiğimi hatırlarım. Cennat Moteli, Turtel, Kleopatra Pansiyon, Yalıhan sonra yanına Aspendos, Alara geldi. Ben herkesin nabzına göre şerbet verebilen, insanları da mutlu etmek isteyen bir insanım. Mesela sektörde bilinen Halıcı Orhan kendisine hep Orhan Baba dememi isterdi. Zannediyorum ki hem sevgilerini hem de saygılarını kazanmıştım. Çocukları ile hala iletişimimizi devam ettiriyoruz. Yavaş yavaş turizm gelişmeye başladı. Alanya’da Alan tur kuruldu. 

Sizinle birlikte turizmde kadınlar aktif rol almaya başladı mı? Bir rol model olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Ben yanıma birçok kadın eleman aldım. Şu andaki Talya Hoteli’nin karşısına geçtiğimizde kadın eleman sayısını arttırdım.

Nasıl bir müdürdünüz? Çalışanlarınızla aranız nasıldı?
Çalışanlar turistlerin yanında kesinlikle sigara içemezdi. Havaalanına habersiz gidip çalışanları kontrol ederdim. Ören yerlerinin tuvalet temizliğine önem verirdim. Gidip çok kontrol ettim. Almanya’da yaşamış olmam ve babamın asker olmasından dolayı disiplinliydim. 1980 senesinde Camel Tour olarak ilk av turizmini başlattık. Müşteriye en iyi hizmeti vermek istediğim için her şeyi kendim deneyimlemek adına av turlarına katılırdım. Bu turların dönüşünde tekel bayisinden aldığım küçük kanyak şişelerine Camel Tour logolu etiketler yapıştırarak dağıtıyordum.

Antalya’da kadınların sosyal hayatı nasıldı?
1984 yılında Antalya Film Festivali jürisinde Antalyalı tek kadın olarak görev aldım. Sadri Alışık, Memduh Ün, Çolpan İlhan ile birlikte. 1985 yılında Soroptimist Derneği ve Skal Kulübünü kurduk. Soroptimist Derneğini çeşitli sektörden çalışan bayanlar olarak kurduk. Özlem Egen, Olcay Özkan, Esen Uluç gibi isimleri hatırlıyorum.
 
Turizmin Antalya’da gelişmesine paralel olarak neler yaptınız?
1985 yılında Camel Tour’u Erol Beyler bırakmamı istedi. Onlar yeni bir yapılanmaya gittiler. 1985’de Tui’nin işlerini yapabilmek için Tui, Tan, Pamfilya’nın ortak olduğu bir şirket kuruldu. Nuri Kavur, Yaşar Sobutay ve Tuna Ekman ortakları idi. 1985 – 1987 yılları arasında Müdür ve ortak olarak çalıştım. Tuna ve Yaşarla Hannover’e gittik. Şirket pek tutunamıyordu. Yaşar bana gel dedi, Tuna bana gel dedi bu tarz yaklaşımlar pek bana uymuyordu. Tui’ye göre bir şekillenme oldu. Tui Pamfilya’da kalma durumuna geçecekken Tantur’da kalmaya karar verdi. Bu tarz ikilemler bana uymadığı için 1987 yılında Aquarius’un outgoing işlerini yapan Vitur’a geçtim. Vitur’a geçişimde şu şekilde oldu; Vedat İrdelp’i okul yıllarından beri tanırım, Frankfurt’ta bir toplantı sırasında aniden Sema Ece Antalya’da Vitur’un başına geçiyor diye lanse etti. Sevgili Yaşar ile Renginde Amerika’dan dönüyordu. Müsaade ederseniz ayrılmak istiyorum diye telefon açtım. O zamanlarda Vitur’da dökülüyordu. 1987 - 1992 arasında toparlanma zamanı oldu Aquarius Kulübü açıldı. Müdürlük sırasında bir süre kulübede idare ettim. Vitur daha hareketli geçmeye başladı. Otel sayısı, incoming yapan seyahat acente sayısı arttı. Turizm yapabilme şartları kolaylaşmaya başladı. 1980 askeri darbesi yıllarında mazot sıkıntısı vardı. Vali ile sık sık görüşerek mazot aldığımı hatırlıyorum. Anadolu turları var. Otobüsün hareket etmek için mazotu yok. İhtilal sırasında Frankfurt’taydım. Bir alman arkadaşımın yanında kalıyordum. Arkadaşım kesinlikle Türkiye’ye gitmiyorsunuz dedi. Ben nihayet diyerek mutlu mesut bir şekilde İzmir’e indik. Burada yaşanan olaylardan dolayı öyle bir müdahaleden çok mutlu olmuştum. Çünkü çok kötü şeyler yaşadık. O zamanlar THY Büyük Otel’in karşısındaydı. Erdem Bey, Ömer’i okuldan alıp gelmişti. Bizim Vosvosun üzerine ateş açıldı. Eğer 5 dakika önce olsaydı Erdem ve Ömer aracın içerisinde olacaktı. Anlatmak istediğim, o zamanlar sokağa çıkmak mümkün değildi. Atatürk Caddesi’nin ordayız. Bir tekel vardı tekelde de bir kuyruk var. Sigara alacaklar. Bütün turistler soruyor bedava bir şey mi dağıtılıyor diye.

Kitle turizmin başlamasıyla birlikte Antalya’da da büyük bir değişim başladı. Kadınlar için neler değişti?
Teknolojinin de ilerlemesi, kitle turizminin başlaması bizi daha zevkli turizm yapmaya yöneltti. Daha öncede zevkle işimizi yapıyorduk fakat şarlarımız çok ağırdı. Bir hac zamanı otobüsler hep hacca giderdi. Otobüs şoförlerine ne olur gitme kal, iki misli para veririz diye ısrar ederdik. Klimalar yok, sıcak var. Yavaş yavaş bunlar düzelmeye başlayınca turizmde çalışmak isteyen kişilerinde arzuları çoğaldı. Turistlere kendi lisanlarında hizmet sunabilmek için geldikleri ülkeden de çalışacak kişiler getirmeye başladık. Vitur’da incoming yelpazem daha da genişledi. Almanlar, Hollandalılar, İskandinavlar, Finlandiya, İsviçre, Fransa, İtalya, Avusturya. Tabi bu sırada bana devamlı siz niye kendi acentenizi kurmuyorsunuz teklifleri gelmeye başladı. Bu da benim iş ahlakıma uymayan bir durum. Çünkü bütün çalıştığım, görevli olduğum acentelere gelen outgoingcilere mukabeleleri kendim yaptığım için kendime acente açtığım anda onları çekmek zorunda kalacaktım. Bu durum hiç etik olmazdı.

Bu gelen turist ve ya çalışmaya gelen yabancılar beraberinde de bir kültür getirdiler. Sizde bu kültüre yakın bir şekilde yetiştiğiniz için onlarla olan diyalogunuz nasıldı?
Hem sevip hem sayarlardı. Tatlı sert bir idareciydim.  Lisan açısından ve işi bilme açısından güvenip söylediğimi yaptıkları takdirde doğru yaptıklarını gördükleri için onlarla çalışmamda gayet rahat oldu.

Bu durumda kadın olmanızın bir avantajı var mıydı? Kabul görme açısından sempati açısından?
Dışarıdan hem kadın hem erkek çocuklarımız geldi. Beni daha kolay kabullendiklerini söyleyebilirim. Avrupa da bile o dönemde böyle bir müdür seviyesinde bir kadın her yerde görülmüyordu. Seneler ilerledikçe bu sayı arttı. Belki biz yaşarken bu değişimin pek farkına varamamış olabiliriz. Şimdi konu olduğu için tekrar uyanmaya başlıyor.

Çalıştığınız kadınlara eğitim veriyor muydunuz? İşe almada öncelikleriniz kadınlar mıydı?
Muhasebede Naime vardı. Münciye’nin THY’da çalışması Naime’yi bana yönlendirdi. Nevin Tüzün, Atalay Tüzün’ün yeğeniydi. Bana müracaatlar arttı. Almanya’dan dönüşlerde büronun başında benim yani bir bayanın olması ailelerin kızlarını rahatlıkla göndermesi arttı. Almanca biliyorum demeleri yeterli değildi. Başka ne biliyorsunuz önemliydi. Fakat hepsi çalışkan, çabuk kavrayan insanlardı. Dediğim gibi tatlı sert bir yöneticiydim. Kimin fazla üstüne gidiyorsam evvela sevilmediğini zannederdi. Hâlbuki adam olacağını işi becereceğini düşündüğüm insanın üstüne gitmişimdir. Ama bunu keşfettiler. Kiminle ilgilenmiyorsam 2 – 3 gün sonra işten çıkmıştı.
1992 – 1997 yıllarında tekrar Camel Tour ile çalışmaya başladınız. Bu geri dönüş nasıl oldu?
Vitur Vedat’ın turizm vizyonu muhteşemdir. Ne yazık ki idareci yetenekleri ve ticaret vizyonları yoktu. Yeni Camel olarak Sunexpress’in kurulduğu yıl ilk defa kış operasyonunu başlattık. Ocak ayında uçağımızın geleceği gün ilk defa Antalya’ya kar yağdı. Demir Perde açılmıştı. İlk Moskova’ya gittik. Rahmetli Mustafa Çalık’ta vardı.

Moskova’ya giden ilk Türk Kadın Turizmci olarak ne hissettiniz?
Şaşkınlık yaratıldı. Turizmi hiç bilmiyorlar. Turizm Fuarındasınız fakat size başka ticari tekliflerde bulunuyorlar. Bu arada sizinle bunu da satalım yapalım gibi bir anlayışları vardı. Bir hafta kadar kaldık. Enteresandı. Oradan 1-2 iş yaptım. Polonya ile başladık. Rusya ile çalışmak zordu. Bilgi yok. Ergun Bey’in Camel Tour’u gençleştirme isteği ile 1997 yılında Camel Tour’dan ayrıldım.

Turizm kariyerinizi ne ile noktaladınız?
1997 yılında Orantur’da çalışmaya başladım. Bambaşka bir turizm tipine girdim. Bu beni rahatsız etti. Almanya’dan da emekliyim. Bütün çalıştığım acenteler kışları orada outgoing yaptığım için çok asgari de olsa Almanya’dan da sigortalı gösterdiler. 1999 yılında sağlık problemlerim yüzünden bir süre Frankfurt’tan dönemedim, tedavim devam ediyordu. Yavaş yavaş bırakmanın zamanı geldiğini, altın çağın kapandığını düşündüm.
Sosyal hayattaki değişimleri bir kadın olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Antalya müthiş bir göç aldı. Kentte de sosyal, kültürel değişimler oldu. Antalya’da yeni bir kentleşme yeni bir kent dokusu ortaya çıktı mı?
Çıktı. Ben bunları uzaktan yaşadım. 1999’dan sonra tedavi süreci, Frankfurt, İstanbul’da daha uzun kaldım. 2002’den sonra uzun bir süre Antalya’ya gelmedim. Yani hakiki değişimi birden gördüm. Değişik oteller yapılmış. Antalya’da yaşam turizmle beraber değişmiş.

Antalya’da kadın olarak sizi rahatsız eden bir şey var mı? Bu değişim daha rahat bir ortam daha Avrupai bir ortam haline geldi?
Beni Türkiye olarak rahatsız eden çok şey var. İnsanların saygısızlığı, pisliği var. Bir sitede oturuyoruz asansörde sigara içilip yere atılıyor. Eskiden daha çok saygı vardı. Yani bu Türkiye’nin sorunu Antalya’nın değil. Eskiden kadın ve çalışan olarak her şey daha rahattı.
 
SEMA ECE