ŞERİFE ALPASAR
Görüntülenme: 2295

ŞERİFE ALPASAR

KEMER’İN İLK PANSİYON İŞLETMECİSİ
Söyleşiyi Yapan: Yeliz Gül Ege
Yer: Kemer, Şerife Alpasar´ın Evi
Tarih: 26.02.2016

Galeri

Söyleşi

Şerife Hanım öncelikle müzemize hoş geldiniz. Kaç yılında doğdunuz, nerede doğdunuz, o yıllarda doğduğunuz bölgedeki ve ülkedeki durumunu merak ediyoruz. Çünkü siz bizlerden oldukça büyüksünüz. Bize o yılları bir anlatabilir misiniz?
1929 yılında Antalya’da doğdum. Annem Antalya’nın yerlisi olan Manavoğulları’ndan, babam Kırım Türklerinden. Babamlar Bursa’ya gelip yerleşmişler, sonra Antalya’ya geliyorlar. Babam çok ileri görüşlüydü, kız erkek ayrımı yapmaz, hepimizin okumasını isterdi. Hatta o yıllarda konfeksiyon yoktu hepimizin terzilik öğrenmemizi, kimsenin ayağına gidip dikiş diktirmemizi istemezdi. Ben Dumlupınar İlkokulunda 5. sınıfı bitirdikten sonra hep okumak istedim. Akşam Sanat vardı o yıllarda kızların gidip dikiş öğrendiği. Şansıma o arada İsmet İnönü Kız Meslek Lisesi açıldı. Ben oraya kaydoldum ve devam ettim.

Kaç kardeşsiniz?
6 kız 1 oğlandık.

Siz kaçıncı çocuksunuz?
Benden önce 3 ablam var.

Onlarda aynı şekilde okumaya heves ettiler mi?
İlkokulu bitirdiler. Bizim zamanımızda kızları pek ortaokula göndermiyorlardı. Fakat enstitü açıldı. Enstitü iki kısımdı, ikinci kısmı 4. Sınıftan başlıyordu. Fransızcaydı dersimiz. Fransızca öğretmenimiz Fransızca konuştuğu için veyahut tahsilini orada yaptığı için Lyonlu derlerdi. Erkekti, Antalya Narenciye Müdürüyle evliydi. O da bize tabiat dersine giriyordu. O vakit müdürümüz İlhan Soyal’dı.  Moda hocamız Türkan’dı, bazılarının soyadını unuttum.

Ne güzel medeni bir aile de olduğunuzdan mücadele vermemişsiniz okumak için.
Benim bütün emelim öğretmen olmaktı. Köylerde öğretmenlik yapıp kızları yetiştirecektim. İnönü’nün dediği gibi Kızlarını okutmayan milletler, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiştir. Sanki ben onun bir parçasıyım gibi köy kızlarını yetiştirmek istiyordum ama kısmet olmadı. Babam rahatsızlandı. Ablamı sağdan soldan istiyorlardı. Bir de kızlar o zamanlar çok küçükken evlendiriliyordu.

17,18 yaşlarında kızlar  evlendiriliyordu değil mi?
Evet, ben en fazla 17 yaşındaydım, ablamla beraber verdiler bizi. Kemer’e geldik.

Görücü usulü mü? Ali amcayla tanıştınız mı daha önce?
Hiç görmedik birbirimizi, sadece nikahta gördük o kadar ve benim nikahımı yapan muhtar Ali Gül’dü. Onu çok severim o da bizi çok sever. Düğünlerimiz Antalya’da oldu. Bizim için çok masraf ettiler. Ablam Kiriş’e gelin geldi Şeker Ağa’nın torununa.

Sizler Kemer’in önde gelen ailelerinin gelinleri oldunuz.
Ben Derviş Ağa’nın oğluna geldim ama o kadar şanslıyım ki. Burada okul ilkokul 3’e kadarmış Kemer’de. Babası Antalya’ya göndermiş eşimi, ortaokul mezunu. Ama o yıllar, üniversiteden çok üstün.

Almancayı nerede öğrenmiş?
Ortaokulda lisan başlıyordu ama sınıf geçinceye kadar fakat kabiliyeti olan kavrıyordu. Eşim çok iyi Almanca konuşuyordu. Burada turizm yaptığımız müddetçe, karakollarda hep tercümanlık yaptı.

Sizin buraya gelin gelişinize bir daha dönelim. O yıllarda Kemer nasıldı? Elektrik yok, nerden kalkıp nereye geldim, eyvah nasıl olacak bu işler dediniz mi?
Antalya’da evlendik Kemer’e geldik. Yelkenli kayıklar çalışıyor. Bizi Üsülü Kaptan getirdi, ablamı da Maydanoz İbrahim götürdü. Kemer’in iskelesine geldik, bizi karşılayanlar oldu.

Yoldan mı geldiniz?
Hayır, motorla geldik, hatta o zamanlar dalga olur da yanaşamazsa kucaklayıp da çıkarıyorlardı. Ben ilk kez bindim yelkenli kayığa, dalga da yoktu, hoşuma gitti. Geldik, çıktık iskeleden eve geldik. Evimiz köyün içinde, balkonlu güzel bir ev. Eşyalarımızı her şeyimizi onlar yaptılar. Kayınvalidem gayet düzgün, aynı şehirliler gibi. Bir de misafire bakılan bir ev olduğu için.

Kayınvalideniz okumuş muydu?
Değildi ama okumuşlardan çok çok üstün.

Onun beldesi neresi peki? Buradan değil belli ki.
Onlar Mora’dan gelmişler. Birbirlerine hep akrabalar köydekiler, hepsi Mora’dan gelmiş.

O zaman onlar Kemiklik’de durup da mı gelmişler? İlk oraya gelinmiş çünkü.
Orayı ben bilmiyorum ama Moralıların saçlı kuyu dedikleri bir yer var Kemiklik tarafında, orada otururlardı. Hatta ben evlendikten sonra hep oraya gezmeye götürürlerdi.

Annemin kütüğü Kızılsaray’dır, Saçlıkuyu’dur yani. Onunda evlenince kaydı buraya geçmiş. İlk oraya gelmişler Mora’dan, demek ki akrabalar.
Bizi vermeden önce annemle babamı davet ettiler buraya. Tabi çok izzeti ikram, gezdirmişler, Kiriş’e götürmüşler.

Peki Şerife Hanım Teyze sizi nereden duymuşlar?
Bizim Tekirova Çiftliği’nin sahibi vardı, Kadanlar vardı. Biz onlarla çok iyi tanışıyorduk. Kayınpederim Tekirova’ya gidip gelirken veyahut onlar buraya geldiğinde tanışmışlar. Bizde Antalya’dan oğlanları evlendireceğiz diye onlara konuşmuşlar. Faruk Bey demiş galiba bahçe tarafta kızlar var o kadar güzel ki demiş işte laf gelişi artık sizi bir götüreyim demiş kayınpederime. Gezmeye geliyorlar. Mustantik denirdi savcılara hakimlere falan. Bizim bahçemiz çok güzeldi herkes misafir olurdu bize.

Sizin ev neredeydi?
Rumkuş denir ama şimdi oraya Erenkuş’mu deniliyor? Dedeman’a varmadan Kırmızıgül’ün orası. Deniz kenarı tamamen. 23 dönümdü. Bambus’un orası, boynuz ağaçları meşhur. Babam öldükten sonra anneme düşen yer vardı tam denizin kenarı, onu Erdoğan Bey’e satmıştık. Narenciye müdürüne. Atmacalar vardı komşumuz o zaman. Kayınpederim Faruk Bey’e geliyor, beni görmüyor. Kısmetmiş oldu. Fakat ben hiçbir zaman pişman olmadım, geldim hemen alıştım, ben tabiatı, insanları çok severim, her şeye güzel diyen birisiyim. Adımı da öyle koydular. Pencerelere çıkıyorum, şu tepeleri görüyorum hayran oluyorum. Çünkü Antalya’da böyle tepeler yok. Dağlara bakıyorum mosmor. Zaten bazen bahçeden okula giderken ilkokulda, deniz kenarından dağları gördüm mü bir gitsem de ellesem derdim mor mor görünüyor ya. Neyse kısmetmiş böyle oldu.

Kemerlilerin size davranışı, bakışı nasıldı? Yeni gelindiniz.
Çok sevdim ve sevdiler hiç kimse tek kelime söyleyemez. Bende onları çok sevdim. Kızlarına elimden geldiği kadar 10-15 kişiye dikiş öğrettim. Hepsi iyi kişilerle evlendiler.

Turizmi başlatacak insan…
Daha turizm başlamadan Kemer’in geliri çiftçilikti. Narenciye yoktu o zaman, sonradan başladı.

Turizm başlamadan önceki sizin gelir düzeyiniz nedir? Ne yapıyordunuz? Ailedeki kadın olarak konumunuz nedir? Çocuklarınızın doğumu nelere denk geldi?
Benim 6 sene çocuğum olmadı, 7. sene kızım oldu. Biz baba evinden ayrıldık. Eşimle babası geçinemiyordu. Kendi ayaklarımızın üstünde duracağız diye ikimiz el ele vererek ayrıldık. Ben dikiş dikiyordum, terzilik yapıyordum. Fethiye’de olduğu zaman eşim imtihana girdi, orman bakım memuru oldu. Tayin etmeye başladılar ve eşim uzakta olmak istemiyordu buradan. İstifasını verdi ve döndü. Sonra tekrar imtihan açıldı meteoroloji ve yine kazandı. Devlet memuru, ondan 28 sene de emekli oldu. Kemer çok güzel bir yer, dağı, güneşi, denizi, her şeyi, yolu yok, saklı kalkmış bir cennet. Ama bunu açmak lazım neyle açılır? Atatürk’ün dediği gibi benden her gittiğim yerden yol ve mektep istediler dedi. Tabi Türkiye’nin kalkınması için bunlar lazım. Kemer’in de bir yere ulaşması için ne lazım? Yol. 1950 yılında, iki günde gidebilirsin atla, keçi yolu gibi. Sonra nafa başladı. Halkın biraz gücüyle, nafanın gücüyle, o zamanlar da kayınpederim öne atıldı…

Şerife Hanım Teyze af buyur. Nafa ne demek biz bilmiyoruz?
Eskiden yolu yapana nafa denirdi. Karayolundan önce nafa yapar yolu ondan sonra karayoluna devredilir. Hatta benim kayınpederim için gazetede bir yazı verilmişti. Unutuldu. İsmini bile düşünmediler. Kayınpederim tarlayı sattı, fırın yaptı. Erkenden ekmeği pişirip, ata yükleyip veyahut kayıkla gidiliyorsa, yoldaki işçilere bedava bakıyordu. Yol yapılınca tabi birden atmosfer değişti. Hayat başladı. Artık herkes sadece susam, mısır ekme değil, başka iş yapmaya başladı. Seracılığa başladı, portakal bahçesi yaptılar. Çünkü denizden neyle götürecekler? Narenciye ve seracılığa başladılar. Yol açılınca tek tük turist gelmeye başladı, yabancı.

Bizimkilerde aynı dönem aynı tarımı yapmışlar.
Merkeplerle geçiyorlar. Bizimkilerde misafire açık bir ev yani para karşılığı değil, misafir geliyor ne varsa yiyor, yatıyor, yolcu gidiyor veyahut Ankara’dan bir memur veyahut o vakit daha çok maden mühendisleri, şunlar bunlar hepsi bizde kalıyorlar, ağırlanıyorlar. Gelen turistlerde mesela tek tük gelip bizde kalıyorlar. Eşim onlarla ilgileniyor.

Yıl kaç?
1960-1965 araları.

Afrika’dan Japonya’dan gelenleri bize anlatır mısınız? Ve o yıllarda Kemer’de turizme nasıl başlangıç yaptığınızı, kendi yaşadıklarınızı, gördüğünüz dünya insanlarını anlatabilir misiniz?
1959 yılında nafanın yaptığı yol açıldı. Antalya’nın bazı ileri gelenleri o vakit Vali Niyazi Ak, Nafa Müdürü, Burhanettin Onat, Ertuğrul Bey buna benzer Antalya’nın ileri gelenleri çok erken saatte Antalya’da ham yolda, yolda gidebilecek jip biçimi arabalarla Konyaaltı’ndan çıkıyorlar Kemer’e doğru. Önce Beldibi’ne geliyorlar, halk onları bayraklarla karşılıyor, orada biraz duruyorlar, halkla konuşuyorlar, yine devam ediyorlar Göynük’e geliyorlar, yine tezahüratlarla karşılanıyorlar. Oradan öğlen gibi saat 11.30 12 gibi Kemer’e ulaşıyorlar burada da halk zaten çok hazırlanmış, yemekler pişmiş, kurbanlar kesiliyor.

Yolun ilk açılışı mı?
İlk açılışı ama tam yapılmış olarak değil sade geçilmeyen zorlukları aşarak..

Tünel yok mu?
Hayır, dağdan, akyarlardan aşarak bin bir güçlükle geliyorlar. Burada karşılanıyorlar. Yolun açılmasıyla bu gizli cennet te açılıyor artık. Yabancılar, buraları merak eden tek tük hippi şeklindeki turistler gelmeye başlıyor. Konaklayacak bir yer olmadığı için onları hep eşim alıp, eve getirip bildiği kadar Kemer’le alakalı bir şeyler anlatırdı.

Ben bir şey merak ediyorum. O yıllarda bu insanlar Kemer medeniyetinden daha ileride olan yerlerden geliyorlar ve dolayısıyla da bu insanlar elektrik bile olmayan bir yerde tatil yapmaya karar veriyorlar. Bu insanlarla konuştuğunuzda; Kemer’i nereden duymuşlar da gelmişler, hiç böyle anekdotlar var mı sizde?
Antalya’da bir iki tane otel açılmıştı Dedeman tarafında Deryam Otel, bir tane de bizim bir ahbabımız, mimar açmıştı. Oraya gelen turistler hep Bababurnu tarafından çıkar Kemer tarafına bakarlarmış dağlara ve keşfetmek isterlermiş. Yol açılınca tabi devamlı tadilattaydı yol, kamyonlar gelip giderdi. Öyle öyle günlük turistlerde gelmeye başladı. Ama hiç ışık yok. Hep gaz lambası, 5-7-12 numara. Artık misafir gelince 12 numara, elektrik gibi yakarsın. Onların bir de camlarını silmesi vardı, gelinlere pek zordu çünkü camlar pek temiz olmalıydı. Sonra turizm başlayınca lüks lambalar yanmaya başladı. Daha sonraları jeneratör aldık kendimiz. Şimdi gelelim turizm nasıl başladı? Ortadoğu’dan bir grup yelkenli gemiye binmişler kıyıları seyrederek gidiyorlarmış. Kemer’in yakınından geçiyorlar ve Kemer’i görüyorlar. Diyorlar ki biz buraların nahiye müdürüne jandarmaya bir telefon açalım. Önümüz kurban bayramıydı. Bize köyden temiz yatabileceğimiz, yemeğini yiyebileceğimiz bir yer ayarlasınlar. Bir grup gelmek istiyor. Nahiye müdürü İstanbulluydu, Muhittin Bey her gün akşam Ali’nin yanına geliyordu, dünya haberlerini konuşuyorlar, daha televizyon yoktu, iki radyo vardı biri Ali Amcada biri bizde. Sadece haberler dinlenirdi. Bir gün akşam geldi. Bana dedi ki sen de gel, Ali’yle beraber oturduk, müdür dedi ki buradan bir gemi geçiyormuş denizden, burayı görüp çok beğenmişler, çok rica ettiler, yemeği yenen, temiz bir köy evi istiyorlar, düşündüm burada hiçbir yer öyle yok anca bunu siz yapacaksınız. Çünkü biz misafire iyi bakıyoruz. Siz kaç kişiye bakabilirsiniz dedi, eşim de beni çağırdı, biz kaç kişiye bakabiliriz dedi. Ben dedim biz sadece 10-15 kişiye bakabiliriz bir de karyola falan yok sadece benim yattığım karyola var, bir de divan var, yer yatağı olacak, 10-15 kişiye bakabiliriz. Günde 3 öğün yemek vereceğiz biz, 10 lira paraya çevrilecek. Onu bile ilk zor kabul ettik. Yatacaklar, günde 3 öğün yemek fakat herhangi bir içkisi olursa kendisi alacak ya da ekstra olacak dendi. Onlardan bir mektup geldi, biz 33 kişiyiz. İçinde olanlar: İlter Turan, hep büyük işlerle uğraşan, Ortadoğu’nun veya İstanbul’un büyük üniversitelerindeki büyük hocalar falan. Tamam dedik ama nasıl yapacağız? Evimiz 2 katlıydı oturduğumuz.

Tuvaletler içeri de mi dışarı da mı?
Bir üst katta vardı, aşağı katın ki bahçede. Yukarı da 3 oda var, aşağı da 2 oda, kiler, mutfak. Hepsi buraya sığdı. Çok mutlu oldular, yukarı da erkekler kaldı, aşağı da kadınlar kaldı. Yemekler yaptık biz onlara çeşit çeşit, daha çok köye uygun yemekler ama çok beğenildi. Hatta etli bir kuru fasulye pişirmiştik hiç unutmuyorum, giderken köyde fasulye bırakmadılar. Odun ateşinde pişiyordu yemekler. Kahvaltımız zaten çok güzel her şey var. Yumurta var, bal var, reçeller, zeytin her şey kendimizde o zaman. Şimdi parsellendi koca zeytin bahçeleri. Meyve istemediğin kadar var. Sadece muz aldık Antalya’dan. Çok mutlu oldular.

Kaç gün kaldılar?
3 gün. Bayram bitinceye kadar, üç veya dört gün.

Yemekleri bizzat siz mi yaptınız?
Evet, kendim yaptım. Böylelikle birden bizim ismimiz sağa sola dağıldı. Uğur Dermanlar ondan sonra geldi. Ondan sonra herkesin annesi babası gelmeye başladı. Ağızdan ağıza yayıldı. Eşimin bir lafı vardı broşüre hiç gerek yok Almanların dediği gibi ağız reklamıyla tanındık. Sonra Almanlar gelmeye başladı, yavaş yavaş tatil köyü, onların bütün elemanları bizdeydi, o zaman çok kalabalıktık.

Peki, siz evi biraz daha ev pansiyon gibi yaptınız mı? Ne zaman yaptınız?
Yaptık daha sonra, yavaş yavaş gelenler kalmaya başladılar, şimdi gelip dönme yok.

Yazın mı geliyorlar yoksa yaz-kış geliyorlar mı?
İlk zamanlar daha çok hava güzelken ilkbahardan sonbahara kadar ama sonra turizme başladığımız yıllar yabancılar kışında gelmeye başladılar.

Ne yapıyorlardı bütün gün? Yazın gelen denize giriyordu, kışın gelenler ne yapıyorlardı?
Dağları gezerlerdi, oturup sohbet ederler, uzun kalırlardı hem. Öyle insanlar var ki hanımlarını getirip koyarlar bir ay sonra kendileri gelirler biraz da onlar tatil yapar giderlerdi. (Fotoğraf gösterir.) Opel fabrikasının yetkilileriyle beraber sohbet ederken... Biz hiç ayrı durmuyorduk misafirlerle, insanlar onu seviyorlar. Sonradan pansiyonlara değer vermediler, büyük yerler yapılırken, çünkü bir müdür oluyor, çalışanlar oluyor, her şey resmi.

Bir Japon turistten bahsettiniz, tek başına mı geldi?
Evet, bir kız, tek başına geldi. Çoğu zaten tek başına geldi. Burası kendilerini rahat hissettikleri bir yer.

Peki, sonra siz ilave oda yaptınız mı?
Yaptık, biz bir gruba bakıyorduk İngiltere’den hatta pek çok hediye getirdiler. Oradan bir grup geliyordu bir hafta bizde kalıyorlardı. O zamanlar Side tarafları meşhurdu, Belek sonradan oldu, Side’ye gidiyorlardı ama Side’deki otel daha konforlu daha lüks bir yer galiba, ben gitmedim yalnız duydum. Bize gelenler çok genç değil de orta yaşlılardı. Sonra hep dağları gezmek isterlerdi. Bizden o kadar memnun ve mutlu oluyorlarmış ki gittikleri zaman Side’deki oteli beğenmiyorlarmış. Adamda çok kızıyormuş. Sahibini de biliyorum. Geldi de gördük o zaman. Adam bizim yemeklere baktı, yataklara baktı, her şeye baktı, giderken de söyledi ben keşfe gelmiştim, bunlar hep buradan bahsediyor, benim her şeyim birinci sınıf, bir türlü anlayamadım dedi. Yatağa baktım benimkinden değil diyor, yemekler benimki gibi değil… Neyse sonra onlar bizden oda istemeye başladılar. Oda ilave edecektik. Ali gitti izin istedi vermediler. Ali’de kendisi 2 oda daha ilave etti otele. Sonra ona ceza kesildi.

Tuvalet, banyo içinde mi?
İçinde, tatil köyü yapılmadan önce yaptık biz.

Tatil köyü dediğiniz çıplaklar kampı mı?
Evet, 1970 yılında yapımına başlandı, onun açılışına hep kaliteli kişiler geldi. Hepsi bizde kaldı tabi. 3 katlı yapmıştık, o kadar güzeldi ki, biz Fethi’ye devredince o zannetti ki çok güzel bir şeyler yapacağım fakat o zaman Saddam çıktı, turist kesildi, gelmedi, yataklar boş kaldı, öyle bıraktı, hala da yapmadı duruyor. Ama ilk önce Mehmet Manavoğlu onlar mimardır. O zaman birleşik bir grup mimar vardı oteli onlar yapmıştı. Harikaydı 3 katlıydı. Oğlum Fethi önce onu yıktı, yıkmasaydı şimdi o kadar para kazanacaktı. Sonra da yapmadı, kaldı gitti.

İşten güçten bahsediyoruz da sizin çocuklarınız arada öyle büyüdü gitti galiba, öyle miydi yaşantınız?
Fethi ile bir hayli çalıştık. Fethi o kadar çalışkandır ki 20 tane köy tavuğunu anında temizlerdi. Çok balık gelirdi. Balıkları anında temizlerdi. Fethi kendisini çok iyi yetiştirmiş. Dedim ya ortaokul mezunu değil bir üniversiteli gibi ve her gelen yabancı nerden mezunsun diye sorardı.

Siz yabancılarla nasıl anlaşıyordunuz Şerife hanım teyze Fransızca biliyorum dediniz ama konuşuyor muydunuz nasıl anlaşıyordunuz?
Hayır hayır ben Fransızca hiç konuşmadım çünkü enstitüde Fransızca daha çok sanat terimleri ile ilgiliydi sınıfı geçinceye kadar öğrenmiştik ama eşim tam anlamıyla bilirdi ve biz kulak dolgunluğu Almanca öğrendik çocuklar dahil. Oğlum Fethi mükemmel konuşurdu İngilizceyi de aynı şekilde, karısı zaten İngilizdi.

Misafirleriniz, tekrar tekrar geliyorlar mıydı?
Tabi tabi 12 sene gelene bir merasim yapardık. Hep üst üste hep aynı müşteriler gelirdi.

Peki, siz hep Ali amcayla birlikte omuz omuza olmuşsunuz birde dikiş nakışla ilgili kızlara öğretmenlik yapmışsınız onu biraz açabilir misiniz mesela benim anneannemin gelinliğini siz dikmişsiniz böyle bir sürü beceriniz var Kemerde bunlardan biraz bahseder misiniz?
O zamanlar benim üzerimde ki kıyafetleri çok beğeniyorlardı. Gerçi benim üzerimdeki tayorları mantoları Antalya’da dikiyorlardı. Süs Dikim evinde ama üzerimdeki diğer elbiseleri hep kendim dikerdim. Resimlerdeki çoğu elbiseleri kendim diktiğim elbiselerdi ve onun bile bir hikayesi var. Bizimde bir tanıdığımız vardı kendisi Polonyalı ama İngiltere’nin seçkin ailelerinden eşi de Amerikalı mankenmiş kıyafetleri teşhir edermiş kızımın üzerinde o kıyafeti görüyor nerden aldınız diye soruyor çok beğeniyor. Annem dikti diyor kızım. Aracı ile benimle konuştular çünkü onlar İngilizce konuşuyor. Sizin içinde dikerim dedim o zaman Antalya’da, Sümer Banktan siyah çitili pitili çok güzel bir top basma almışlar getirdiler. Bende o basmadan şalvar ve şal diktim. Giydiler bunu gidince İngiltere’nin meşhur bir dergisinde çıkmış. Bana Antalya’nın Turizm Müdürü getirdi o dergiyi bana benim diktiğim her şeyi Alpasar Modası diye derginin içinde çizmişler.

Siz anladığım kadarıyla Kemer’e modern hayatı getiren insan olmuşsunuz.
Evet, öyle diyorlar hatta Kemer’i Kemer yapan kadın diyorlar ama ben dinlemem geldim geçtim diyorum ben de. Geçenlerde bizim mahkemede karşılaştığım Kemer eşrafından Şaban Kahraman, Hakime bizim gelinliklerimizi bu dikti diyordu.

Böylece de eve katkı da bulundunuz.
Eşim bana o kadar güvenirdi ki, daha elini bir kere paraya değdirmiş değildir. O bilir der.

Şerife hanım sizin anne olarak çocuklarınıza öneriniz ne oldu?
Hepsini de okutmak isterdim. Fethiye’yi de gönderdim ortaokula Antalya’da. Fethiye ortaokulda okuyordu. Sonradan eşi olacak kişi, Hasan’da o dönemde okuyordu. Fethiye’yi hemen istediler.

Günümüzde kız çocukları artık sizin kadar mücadeleci değil biliyorsunuz. Hazıra kondular ve hazırı yaşıyorlar.
Hata yapmışız, öyle olmayacakmış. O kadar zorluklarla kazanılan yerlerin değerini bilmeyip, sattılar. Öyle değil de, çocuklara malı birden vermeyeceksin. Sen öldükten sonra alacaklar, para yardımı yapacaksın, ayaklarının üstünde dursun onlarda bir şeyler yapsınlar.

Hatta diyorlar ki bir görüş ‘çocuklarınıza bırakmak için çalışmayın. Çocuklarınızın sonra sizin arkanızdan laf edeceği bir şeyler yaratmayın. Çünkü ne bırakırsanız bırakın çocuklar arkanızdan kavga edip, size küfür edecekler, laf edecekler bana daha az bıraktı, bana şurayı da bıraksaydı vs. diye siz çocuklarınız yaşarken onların eğitimine ve yaşantısına yatırım yapın, adam gibi yasasınlar ondan sonra sizde kendiniz insan gibi yaşayın, para biriktirmeyin çocuklar için’ diyor bir görüş.
Biz hayatı kazandıysak ayaklarımızın üzerinde durduğumuzdan dolayı mesela babamızdan ayrıldık köyün çoğu yeri kayınpederimindi eşimle uyuşamadılar anlaşamadılar bir türlü ama eşim için daha iyi oldu kendimiz için daha iyi hayat kurduk.

Peki, siz yurt dışına çıktınız mı o yıllarda bu turizmi insanlara bakmayı nasıl öğrendiniz içgüdüler mi misafirperverlik mi?
Misafirperverlik. Ailem zaten çok çok iyi biliyor, çünkü devamlı onlara misafir gelip gidiyor ilgileniyorlar. Hiç bir yerden öğrenilmişlik değil mesela yanımızda çalışanlar bardak tutmayı bilmezdi bardak tutmayı bile misafire verilirken bizde öğrendi. Herkes tatil köyü açıldığı zaman soruyorlardı çalışanlara daha önce nerde çalıştın diye Ali beyin orda deyince tamam geç başla diyorlardı.

O çalışanlar nerden geliyordu siz neredeki adamları çalıştırıyordunuz?
Yayladan bazı aileler çalışıyorlardı bugün hala var buradalar veya bahçıvanlık yapıyorlar çocukları orda çalışmak istemiyorlar garsonluk yapıyor hem bu yörenin inşaları çalışanlar.

Size herkese sorduğum soruyu soracağım siz dünya ya bir kez daha gelseydiniz Şerife Alpasar mı olurdunuz ve kadın olmayı mı tercih ederdiniz size böyle bir şans verse Allah?
Şerife Alpasar olmayı tercih ederdim çünkü mutlu bir evliliğim var, birbirimize sonsuz saygı sevgimiz var her evlenme yıl dönümümüzü hiç boş geçirmedik en güzel şekilde kutlarız çocuklarımızla torunlarımızla bazen kendimiz kutlarız.

Peki, kadın olmayı mı tercih ederdiniz yoksa erkek mi?
Hayır, kadın olmayı tercih ederdim.

Daha hiç farklı bir cevap almadım zaten. Çünkü herkes kadınlıkla övünüyor, bu bizim ve ülkemizde için çok güzel bir şey. Şimdi Şerife Hanım teyze sizin ekleyeceğiniz farklı bir bilgi varsa onları bizimle paylaşmanı istiyorum. Bu son bölüm senin, kadınlara, genç kızlara vereceğin mesaj olur mu? Siz eski insan diye tabir edilen insanlarsınız. Mesela benim ninem bana beyin nasıl demezdi efendin nasıl diye sorardı, yani bunlar çok farklı güzel şeyler. Bizim dönemimizde bunlar yok sizin genç kızlara nasihatiniz öneriniz olabilir arkasından da Antalya Kadın müzesiyle ilgili sizin ağzınızdan dökülmüş birkaç kelime duymak istiyoruz?
Bu yaptığınız müze işleri kadınlarımız için çok güzel ve çok değerli bir şey. Çünkü ileride yuva kuracak kızlarımızın yuvalarına, eşlerine yardımcı olmaları, sizleri ve yaptığınız işleri örnek alarak onlarda katılmak isteyecekler, yardımcı olmak isteyecekler. Ben her anneye kızlarını okutup meslek sahibi yapmaları yuvalarına ve eşlerine yardımcı olmaları, çocuklarına örnek olmaları ve her yerde kendilerini göstermelerini isterim size de bu işlerle ön ayak olup örnek olduğunuz için sonsuz teşekkür ederim ve devam etmesini isterim.
 
ŞERİFE ALPASAR