TÜLİN TOLUN
Görüntülenme: 1689

TÜLİN TOLUN

ANTALYA KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARI KORUMA KURULU’NUN İLK MÜDÜRÜ

Söyleşiyi Yapan: Melike Gül, Tuğçe Ük
Yer: Tülin Hanım’ın evi. Şirinyalı Mahallesi.
Tarih: 28.07.2015

Galeri

Söyleşi

Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben 1944’ te Kayseri’de doğdum. Babam memurdu. Daha sonra maalesef annem ve babam ayrıldı. Annem İstanbul’a gitti babam İzmir’e. Benim eğitimim Kayseri’de başladı İzmir’de devam etti. Ağabeyimle iki yaş fark var aramızda o eczacılık fakültesini kazanıyor İstanbul’da. O gider de ben gitmez miyim? Anneannemle ben kaçarak İstanbul’a geliyoruz. Resmen kaçtık dayımın yanına. İstanbul’da imtihana girdim ve kazanan 12 kişiden biri ben oldum güzel sanatları. Başlangıç böyle oldu 1965 yılında. 1970 yılında mezun oldum dekorasyon bölümünden.

Eşinizle nerede tanıştınız?
Eşimle eğitim sırasında tanıştım. O çok güzel çizimler yapıyordu. Ben de hayran hayran bakıyordum, elleri çok güzeldi eşimin. Öğrenciyken evlendim eşimle. Öğrencilik yıllarında 7-8 kişi hem çalışıyor hem okuyorduk. Okulumuz çok masraflıydı ve devam mecburiyeti vardı. O sırada çok kişiyle tanıştım ve çevre edindim. Eşim Kocatepe camisinin projesinde yer aldı. Şimdiki teknoloji yoktu o zamanlar. Her şey elle yapılırdı ve bunlar sanat işiydi. Ben de yardımcı oldum eşime bu çalışmada. Eşim rölöve işi de alıyordu. Eski eser çok farklı, çok sürpriz dolu bir şeydi. Restorasyon işleri de yaptık. Bakanlık çalışanları beni bakanlığa aldırmak istiyordu. 1971 yılında bir dilekçe yazılmış elime imzaya geldi . Her taraftan teklif vardı ve kendime güvenim vardı. Bu gençliğin verdiği bir şeydi. Ardından iki gün geçmeden benim tayinim geldi. Eşim bakanlıkta çalışmamı kabul etmedi ama sonuçta İstanbul Rölöve ve Anıtlar’da çalışmaya başladım.

İstanbul’dan Ankara’ya geçmeniz nasıl oldu?
Eşim gitmeliyiz dedi iş için ben de geçici görev istedim Genel Müdür’den. Ankara’daki müdür bana doğrudan etnografya müzesinde çalışacağımı söyledi. Benim tayinim Ankara’ya alındı. Kalış o kalış. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde çalıştım, Türk Ocağı restorasyonu ve Anadolu’daki müzelerin yapımında çalıştım. Çok farklı illerde müzelerde görevler verildi. İşimi çok seven bir insandım. Bu arada Ankara’da müdür oldum. Bana görev yeri ve personel verdiler. Beraber çalıştığımız kişileri çok severdim. Eşimin ofis hayatından dolayı daha aile gibi çalışmayı sevdim.

Antalya’ya gelişiniz nasıl oldu?
Ben o sırada Antalya müzesinin teşhirini yapıyordum 1983-1987 yılları arası. Şimdiki Perge salonunda kısmi değişiklikler yapılmış, oralar benim çalışmam. Prehistorya bölümü, sualtı eserleri bunlar benim çalışmam. Üç vardiyalı çalıştırdım müze personelini. Antalya’dayken Beydağlarına aşık olmuştum. Karşıda falezlerin üstü orman gibiydi. İşim bitince karlı tepeleri seyrederdim. Kayhan Bey’le burada yaşamak üzere konuşmamız oldu. Antalya’da bir akşam Rahmi Koç tarafından yemeğe davet edildim. Antalya Müze Müdürü olarak Kayhan Bey de vardı yemekte. Rahmi Koç yeni bir ev aldığını ve o evi restore edip edemeyeceğimi sordu ben de devlet memuru olduğumu, bu nedenle kabul edemeyeceğimi söyleyince o zaman bir mimar tavsiye etmemi söyledi. Ben kendisine Hüsrev Tayla’yı önerdim. Ertesi gün Rahmi Bey Ankara’da onlarla görüşmüş. 1986 yılında Kocatepe Camii projesi bitti ve Turgut Özal tarafında açılışı yapıldı. Eşime “Antalya’ya gidelim iki senede döneriz” dedim. Bu sefer Ankara müsaade etmedi benim Antalya’ya gelmeme. Ankara’daki müdürüm izindeyken eşim gidip tayin işlerimi halletti. Böylece Antalya’ya geldik.

Ankara’da çalıştıktan sonra Antalya size nasıl geldi?
O çok yoğun hayattan birden Antalya’ya gelince açmadı beni hiçbir şey. Burada bir takım restorasyon işleri yapıldı. Hiç olmazsa mesleğimi yapıyordum. Derken müze müdürlüğünün emrine verildim iki ay. Ne yapacağımı bilemedim çünkü müzecilik ayrı bir şey. Derken idareye çağırıldım elime bir telgraf uzattılar. Telgrafta Ankara’ya gelin, kurul müdürü oldunuz yazıyordu. Çok şaşırdım. Gittik yüksek kurula 2500 dosya teslim alacaksın dediler. Antalya’nın sit alanları hakkındaki dosyalar böylece Antalya’ya gelmiş oldu. Bölge kuruluydu ve Antalya çevresi de bize aitti. Başladık çalışmaya. Kötü bir cipte Ankara’dan Antalya’ya bu dosyaları getirdim. Yer istedik müzeyi gösterdiler. Orada iki uyduruk oda verdiler. İlk olarak sekiz personelle başladık çalışmaya. Yaptığımız ilk iş dosyaları inceleyip tasnif etmekti. Yıl 1988 idi ama dosyalar 1982’lere aitti. Biz bu dosyaları tamir ve tasnif ettik. Bakanlıktan 1250 TL para geldi ofis malzemesi alımı için. Çalıştığımız ofisi düzenleyip arşiv tutuyoruz. Bir yandan da sürekli yazışma yapıyoruz. Biz çalıştıkça başladı millet gelmeye. Sırayla bütün sene en eski dosyadan başlayarak sorunlu dosyalarda çalışıldı. Sit alanları hakkında çalışmalar yaptık.

Antalya’daki çalışma koşullarınız nasıldı?
Çalışma koşullarımız çok kötüydü. Çocuklara bitpazarından gaz sobası aldırdım kışın. Evde ne varsa yığdım ofise. Temizlik personeli yoktu, kadın tuttum temizlik için en başta. Bazen de kendim yaptım temizliği. Tuvaletleri bile kendim temizledim. Evde bakıcısı olan, iş yapmayan insan ofiste bu işleri yapıyor düşünsenize. Ofisimiz için yer kiralamamıza bakanlık izin vermişti ama enflasyon yüzünden bu çok zordu. Kiralar daha para gelmeden artıyordu. Çok sıkıntı çektirdim çalışanlara ama ben de çok zorluk çektim. Tek daktilo vardı işler için. Çektiğimiz sıkıntıları etrafa yansıtmak istemedim. Toplantı olduğu zamanlar giyimimize özen gösterirdik. Çalışanların hepsini kuaföre yollardım çünkü Ankara’da böyle görmüştüm. Bizim ofis aletlerimiz yoktu, ben de diğer kurumları ziyaret edip bu konuda yardım istedim. Mesela, İş Bankası Müdürü çok yardım etti. Yokları var ederek çalıştık. Ödenek yoktu kâğıda bile muhtaçtık. Valilikten ofis için masa temin ettim. Arkadaşlarım benimle çekti bu sorunları ama çabamı görüyorlardı. Ben bu gayreti nereden edindim? Müzelerde çalıştığım dönemlerde Sema Hanım’la beraber yeri gelir cam silerdik. O iş o güne yetişecek çünkü. Etrafa küçük düşmemek için yapardık bunları. Kayhan Bey’den bir oda daha istemiştik ofis için. Bir seferinde Mersin’den milletvekilleri gelmişti odama. Duvarda koca bir delik vardı. Milletvekilleri şaşırdı duvarın halini görünce ben de “Tasarruf tedbirleri bunlar” dedim.

Kaleiçi’ndeki binaya geçme süreci nasıl oldu?
Antalya Müzesi’ndeki odalardan sonra Fikri Zaman’a ait bir daireyi kiraladık ofis olarak. Üç oda bir salon normal bir apartman dairesiydi. En büyük zorluk evlerle iç içe çalışmaktı orada. Komşulardan eşyalar isterdik bazen. Kültür Müdürlüğü binasına gittik, Kayhan Bey aynı zamanda Kültür Müdürüydü o dönem. Kayhan Bey çok iyi bir insandı ben de mükemmeliyetçiydim iş konusunda. Bakan gelmişti Namık Kemal Zeybek ve bakana “Tülin Hanım’ın bir problemi var” dediler. Ben de tüm sorunları bakana açıkladım. Koşullarımızı anlatınca bakan valiyi çağırdı ve “Çabuk Tülin Hanım’a yer ayarla, yarın taşınacaklar” dedi. Şimdi yıkılan özel idare binasının 11. katı ofisimiz oldu. Daha sonra beni yat limanına çağırdılar konuşmaya. Ben “Efendim benim istediğim bir yer var” dedim Kaleiçi’nde. Hep birlikte yürüdük binaya girdik ben burayı istediğimi söyledim. Askeriyeye aitti o bina. Bakan dosyaları hazırlamamızı söyledi. Kolumun altında dosya hazırdı. Böylece iki gün içinde bize geçti bu bina. Yani hem özel idaredeki yeri hem de bu tarihi binayı elde etmiş olduk. Bu Kaleiçi’ndeki eski binalar çoğunlukla Rumlardan kalma. Bu olaydan sonra ben azar yedim çünkü bu binaya valilik talipmiş. Ben bu konuda bir bilgimin olmadığını söyledim. Kamulaştırma işini çok yaptığımız için kolayca yaptım. Bakan bana “Kaç para lazım?” diye sordu “Üç milyon lazım” dedim ve hemen bize para da gönderdiler. O parayla klimaları aldık. O bina üç milyon liraya bitti. 1994 yılında o binaya geçtik. Ben o yıl çeşitli nedenlerden dolayı emekli olmak istedim. Çalıştığım dönemde dosyalar çok ağlatmıştır beni. Kaçak kazı yapılıyor, onun cezası başka da görevlendirmeden istenen sonuç alınmıyor.

Kurulda birlikte çalıştığınız ekip nasıldı?
Benim ekibim çok iyiydi. Ekibimdeki insanlar işine çok hâkimdi ve çok istekliydiler. İlgisiz kurul müdürlerimiz de oldu ama işi iyi bilen arkadaşlarla onları bir araya getirerek çözdük. Saygın bir kurul olmasını istedik. Sürekli teşekkür alıyorduk hukuk müşavirliğinden.

İnsanlarla yaşadığınız bir olumsuzluk oldu mu?
Aspendos’ta bir parselin sahibi hapisten yeni çıkmış. Talebine kuruldan izin verilmiyor. Bakan, adama söz vermiş. İlla ki oraya inşaat yapacaklar. Bu adam benden hesap sormaya kalkmıştı. Öğle vakti ofisimize geldi “Ben bilgi almak istiyorum” dedi. Hemen dosyasını getirdiler. Ben adama sit alanı nedir hepsini güzelce anlattım. Adam bıçak çıkarttı üstünden “Tülin Hanım ben sizi haklamaya gelmiştim ama siz bana ikram yaptınız, anlattınız neden olamayacağını” dedi. “Benim ablam olun gelin ben sizi misafir edeceğim” dedi. Başka bir zaman ise Korkuteli yolu için protestolar yapıldı ofisimizde. Bu antik yol Büyük İskender’in yoluydu. Karayolları yol genişletme çalışmaları yapmak istedi. Biz durdurmaya çalıştık ama başlamışlar çalışmaya. Hayvanların basacağı yer bile meydandaydı antik yolun üstünde. Kara yolları ısrar etti yol için. 17km kısalacakmış yol bu şekilde. Tamam, yol kısalacak ama bir tarih yok oluyor. Korkuteli belediye başkanı insanları toplamış 11. kata ofisimize protestoya geldiler yolumuzu istiyoruz diye. Sonunda onlar kazandı ama tarih kaybetti. Çok önemli bir güzergâhtı o.

Antalya’da kalmaya nasıl karar verdiniz?
Antalya’ya iki yıl diye geldik şu işi de yapalım diye diye kaldık burada. Antalya’nın enteresan bir büyüsü vardır. En güzel yerlerde büyüyüp yaşıyorsunuz falan ama şuradaki o mavi deniz bir sarhoşluk gibi. Şimdiki Antalya değil ama. Şimdiki Antalya çok rahatsız ediyor beni. Antalya’da geçici olarak yaşamak istemiştim ama 30 yıldır buradayım. Sevindiğim bazı hususlar da var burada kaldığım için. Mesela Antalya’da bazı yerleri sit alanı ilan ettik Ferro Korm ve Narenciye gibi. Geyikbayırı’nı da sit alanı ilan ettik. Yamyamlara bırakmamaya çalıştık Antalya’yı.

Emeklilik hayatınız nasıl?
1994’te emekli oldum ama gitmedim Antalya’dan. Kayınvalidem geldiğimiz sene ölmüştü ve Antalya’ya defnetmiştik. İzmir’de bir evim vardı onun satışıyla buradan ev alamadık o nedenle de emekli oldum. Emekli olduktan sonra da çalışmaya devam ettim. İnsanlar iş getirirlerdi. Eşim Reha hastalandığında ona hastabakıcı falan tutuyorduk. Ticaret yapabilseydim iyi iş yaparım ama bilmiyordum. Projeleri çok düşük paralara yaptım. Herkes biliyordu ve çok komik paralara yaptığımı söylediler.

Kaleiçi’nin değişimi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Kaleiçi Koruma Planı hazırlandı ve uygulama başladı. Hıdırlık’ta köşedeki ev emsal oluşturdu onarım konusunda. Ailelerin oradan ev almasına önayak oldu. Koçlarla aynı sokakta yaşıyoruz demek istedi insanlar. Kaleiçi’nin tümden ele alınması gerektiğini söylemiştim ama istemekle olmuyor bu. Surların temizlenmesi ve restore edilmesi lazımdı. Sadece yollarını yapmaya önayak olduk çok şükür. Karşındakini de tanımak lazım bu işlerde. Kurulun beğeneceği proje yapmak ve Antalya malzemesi kullanmak gerekiyor ihalelerde. Bir moloz dökümü bile nakliye ile masrafı kabartıyor. Malzemenin Antalya kaynaklı olmasına önem verdik.

İş dışında neler yapıyordunuz?
Evde oturup yemek yapıyordum. Kendime, sağlığıma hiç vakit ayıramadım maalesef.

Çalışma yıllarınızda sosyal açıdan nasıldınız?
Ben evlilikle sosyalleşmeyi kaybettim. Eşim aşırı kıskançtı. Ya bu deveyi güdeceksin ya bu diyardan gideceksin. Hem işi hem evliliği idare ettim ben. İşimden hiçbir şekilde ödün vermedim. Yapımda anaçlık vardır, sivrilik yoktur ama işimde çok otoriterim. Bir Anadolu kadını karakterim var evde her şeye tamam diyen. Yirmi sene kayınvalidemle yaşadım bir kere. Bu şehir değiştirmelerde falan hep yanımızdaydı kayınvalidem, ölümle ayrıldık. Kendi kendime karar verdim bir şeyden zevk almam lazım diye. İşimden zevk aldım. Eşim beni denize bile sokmazdı. Eşim 2008 yılında vefat ettiğinden beri de denize parmağımı bile sokmadım. Ne yapayım? Bir takım şeyler değişmiş artık bende de. Saygı olayımız vardı eşimle. Eşimin vefat etmiş olması çok gücüme gidiyor şimdi. Şurada dursaydı diyorum bazen. Arkadaşlarım yakın çevremdeydi, hiç sosyal hayatım olmadı çalışma yıllarımda. Çizimle, işle deşarj oluyordum.

Şimdi dönüp geriye baktığınızda çalışma hayatınızla ilgili neler söylemek istersiniz?
İşim çok stresliydi ama ne yapacaksınız? Çarenin kendimde olduğunu düşündüm. Köstek olunmadı bana hayatımda destek olundu. Kendimi övmeyi, reklamımı yapmayı hiç sevmem. Bana verilmiş olan emanet kutsaldı. Hep kutsal işlerle uğraştım. Onlara hayat katmak, yaşatabilmek, ülkemizi çağdaş müzeciliğe adım attırabilmek istedim. Şimdiki çalışanların ellerinin altında çok imkân var. O zamanlar imkânlar kısıtlıydı. Bazen olumsuz durumlar da yaşandı. Mesela yaptığım çok işin başkaları tarafından sahiplenildiği oldu. Çok kızdığım zamanlar oldu. Üç senelik birden terfi aldım, yani takdir eden de oluyor. İşin değerini bilen biliyor. Olumsuz durumlarda işime küsmedim çünkü ben eseri seviyorum, müzeyi seviyorum. Kültür Bakanlığı’nda çalışmak aslında büyük bir şanstır. İnsanı şekillendirir, insana ikinci bir eğitim verir. Üniversitede aldığınız eğitim yetmiyor. Ben çok minnet borçluyum kültür bakanlığına. Çok yorucu ama çok güzel günler geçti. Türkiye’de devletin tasarruf tedbirlerinin yıllar yılı devam ettiği zamanlarda çalıştım. Hayır demek, bırakmak çok kolaydı. Ben çok fedakârlık yapmak zorunda kaldım. Hiç bir şey yoktu. Örtülü örtüsüz bir para verilmedi devletten. Maaşımı buralara harcadım. Şimdi adım adım geliştiğimizi hissediyorum. İlk bilgisayarı aldığımızda ofiste nasıl da mutlu olmuştuk. Günümüzün olanakları çok daha iyi. Antalya Kurulu Türkiye’de bir markadır ve daha iyisi şimdiki müdürü de bir başarılı kadındır. Sonra işte bir şeyler tak etti ve emekli olmak istedim. Eski eserleri kıranları tahrip edenleri görüp ağlıyordum. Bütün bunlar benim canımı acıttı. Bu bir kurul öyküsü. Kim bilir diğerlerinin neleri vardı neleri yoktu. Sonuçta Kaleiçi’nin en güzel binalarından biri kurulumuzun oldu. 

Sizin çalışma zamanlarınızda kadın müdür var mıydı?
Vardı ama çok değildi. Müdür yardımcısı olarak çalışan kadınları tanıyorum. Toplantılarda kadın olarak bir ben vardım bir de bayındırlık müdürü vardı.

İş yaşamınızda kadın olmanın avantajları var mıydı?
Samimi ve düzgün olmanın çok büyük yararı var. Mesela Kaleiçi’ndeki binayı almamız konusunda benim samimi olduğumu hissettiler. Gösterdiğim örnekler yabana atılır örnekler değil ki. Kadın olmanın bu noktada ayrı bir avantajı yok. Benim ne kadar doğru olduğumu biliyorlardı.

İş yaşamınızda kadın olduğunuz için erkeklerden bir dışlama gördünüz mü?
Müdür olduğumda telgraf gelmişti ya, “Neden ben?” diye sordum kendi kendime. “Kim bu görevi yapabilir?” diye düşünüp bana verilmiş bir görev. Bana güveniyorlardı çünkü ben işimi iyi yapıyordum, işleri anlayacak ve yürütecek kapasitedeydim. Bakanlıktaki diğer kurul müdürlerine bakarsanız kadın müdürlerin çok başarılı olduğunu görürsünüz ve bu kadınlar kafaları ve icraatları ile ön planda olan insanlar. Kadın oldukları için değil, sebatkâr oldukları için. Kadınlar disiplinlidir iş konusunda ve özverilidir. İnsanları ürkütmeden çalışma çok önemli bizde. Kadınlar bu konuda çok avantajlı. Yedi sene kurul müdürlüğü yaptım ve bununla gurur duyuyorum.

Bir kadın müzesi yapsanız içinde neler olurdu?
Kadını aile anlatır. Önce aileyi anlatırdım. Prehistoryadan günümüze kadınlar hep anne olarak anlatılmış. Eğitilmiş kadının rolü çok önemlidir. Çağdaşlığa erken ulaşmada eğitilmiş kadının rolünü anlatırdım. Bu konuda annenin babadan daha önemli olduğunu anlatırdım. Kadın annedir, emekçidir, işçidir. Kadın her zorluğa boyun eğer. Kadının savaştaki rolü de çok önemlidir.

Kadın müzesinde ne görmek isterdiniz?
Kadın müzesine annelik hakkındaki düşünceleri ifade ederek başlamalısınız. Malzeme toplanması gerek bir de. Burada kadının gücünü göstereceksiniz. Kadını temsil eden en büyük şey fedakâr oluşudur ama bunun resmi yok. Klasik bir metotla bakılırsa kronolojik olarak başarılı olmuş kadınları, bir takım özel insanları tanıtmak önemli. Teknolojik gelişmelerin anlatılması da çok önemli. Televizyonun projesini çizen, uzaya giden, bilişim ünitelerinde çalışan ödül almış kadınlar ve niçin aldıklarını anlatmak lazım. Kadın müzesinde bir astronot olmasını isterdim. Kadının yüzünde eğitimin verdiği biçimlendirme çok önemli. Bu görünsün isterdim. Bizim zamanımızda okumak, eğitim almak zordu. Ben İstanbul’a resmen kaçarak gittim. Babam çok karşı çıkıyordu, “İstanbul’da yapamazsın” diyordu. Anneannem “o benim koynumda yatacak” dedi, bana sahip çıktı. Mücadele ile oldu hep bunlar. Şimdiki kadınlar çok şanslı artık yokluk yok. Onların üretken olması lazım, emeğinin olması lazım hazırcı olmamalı. Kadınların ruh sağlığının düzgün olmasıyla etrafa bir şeyler yansıtabileceğine inanıyorum. 
TÜLİN TOLUN